08 May 2026

Avrupa Birliği Adalet Divanının 21 Nisan 2026 Tarihli Commission v Hungary (C-769/22) Kararı: Avrupa Birliği’nin Değerlerinin Yargısal Denetime Elverişliliği

 


*Görsel, yazar tarafından yapay zekâ destekli bir araç kullanılarak üretilmiştir.

 

İlke Göçmen, Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Avrupa Birliği Hukuku Anabilim Dalı / Jean Monnet Chair (2019-2022) / The Alexander von Humboldt Foundation – Georg Forster Research Fellow for Sustainable Development (2023-2024)

 

Giriş

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), 21 Nisan 2026 tarihinde Commission v Hungary (C-769/22) davasındaki kararını açıklamıştır. Davadaki temel soru, Adalet Divanı Başkanı Koen Lenaerts tarafından bir video açıklamasında şu şekilde ifade edilmiştir: “Bir üye devlet, çocukların korunması amacıyla hareket ettiğini ileri sürerek, doğumda atanan cinsiyete karşılık gelen cinsiyet kimliğinden farklılaşmayı, cinsiyet geçişini veya eşcinselliği yansıtan içeriklere –örneğin görsel-işitsel içeriklere– erişimi yasaklayabilir veya sınırlayabilir mi?” Adalet Divanı, Macaristan’ın bu yöndeki ihtilaflı düzenlemelerinin Avrupa Birliği (AB) hukukunu, AB iç pazar hukuku kapsamında hizmetlerin serbest dolaşımı ve AB Temel Haklar Şartı dâhil, ihlal ettiğini belirlemiştir.

Kararın en dikkat çekici yönü ise, AB’nin değerlerinin (AB Antlaşması’nın 2. maddesinin) yargısal denetime elverişliliğinin, başka bir ifadeyle “mahkemeler tarafından bir davayı karara bağlamak amacıyla kullanılabilir” bir hüküm teşkil ettiğinin (HS Görüşü, para. 150), ilk kez kabul edilmiş ve ihlalinin tespit edilmiş olmasıdır.

AB Antlaşması md. 2 uyarınca:

Birlik, insan onuruna saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıklara mensup kişilerin hakları da dahil olmak üzere insan haklarına saygı değerleri üzerine kuruludur. Bu değerler, çoğulculuk, ayrımcılık yapmama, hoşgörü, adalet, dayanışma ve kadın-erkek eşitliğinin hâkim olduğu bir toplumda üye devletler için ortaktır.

Commission v Hungary (C-769/22) kararının önemi bakımından şu tespitler yapılabilir. Birincisi, Adalet Divanı davayı Genel Kurul olarak (tüm hâkimlerin katılımıyla) görmüştür. Bu durum, davanın istisnai öneme sahip olduğu anlamına gelmektedir (ABAD Statüsü md. 16). Nitekim 2021-2025 yılları arasında Adalet Divanı toplam 3486 karardan sadece 4’ünü Genel Kurul olarak almıştır. İkincisi; Belçika, Danimarka, Almanya, Estonya, İrlanda, Yunanistan, İspanya, Fransa, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Avusturya, Portekiz, Slovenya, Finlandiya ve İsveç (toplam 27 üye devletten 16’sı) ile Avrupa Parlamentosu, Komisyonu desteklemek amacıyla davaya müdahil olmuştur (para. 82). Üçüncüsü, Hukuk Sözcüsü (HS) Ćapeta, 5 Haziran 2025 tarihinde Gerekçeli Görüşünü sunmuştur. Adalet Divanı, dava konusu olayın hiçbir yeni hukuksal sorun ortaya çıkarmadığı görüşündeyse davanın Hukuk Sözcüsünün görüşü olmaksızın yürütülmesine karar verebilmektedir (ABAD Statüsü md. 20). O halde, Adalet Divanı, bu davada Hukuk Sözcüsünün görüşü alındığına göre, dava konusu olayın yeni hukuksal sorun ortaya çıkardığı kanaatini taşımaktadır. Dördüncüsü, karar, “medya ilgisini çeken veya vatandaşların yaşamında etki doğuran konular hakkında” kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlayan basın açıklamaları arasında yer almıştır. Beşincisi, karar yalnızca basın açıklamasıyla değil, aynı zamanda bir video açıklaması ile de kamuoyuna duyurulmuştur.

Bu blog yazısı, kararın en dikkat çekici yönü olan AB’nin değerlerinin (AB Antlaşması’nın 2. maddesinin) yargısal denetime elverişliliği meselesine odaklanmak üzere kaleme alınmıştır. İhlal prosedürüne kısaca değinildikten sonra, AB’nin değerlerinin (AB Antlaşması’nın 2. maddesinin) ihlali konusundaki tarafların iddialarına ve Adalet Divanının tespitlerine yer verilecektir.

 

1. İhlal Prosedürü

Komisyonun Macaristan aleyhine ihlal prosedürü başlatmasına yol açan süreç şu şekilde özetlenebilir: Macaristan, 2021 yılında çocukların korunması amacıyla bazı kanunlarda değişiklik yapmıştır (para. 76). Bu değişiklikler, özünde, doğumda atanan cinsiyete karşılık gelen cinsiyet kimliğinden farklılaşmanın, cinsiyet değişikliğinin veya eşcinselliğin tasvirini ya da teşvikini ayırt edici unsur olarak içeren içeriklere erişimi yasaklama veya sınırlama sonucunu doğurmaktadır. 15 Temmuz 2021’de Komisyon, bu değişikliklerin AB hukukuna aykırı olduğu düşüncesiyle, Macaristan’a resmi bildirim mektubu göndererek ihlal prosedürünü başlatmıştır (para. 77). 15 Eylül 2021’de Macaristan, bu iddialara itiraz etmiştir (para. 78). 2 Aralık 2021’de Komisyon, gerekçeli görüş kabul ederek Macaristan’ı iki ay içinde AB hukukuyla uyum sağlamaya davet etmiştir (para. 79). 2 Şubat 2022’de Macaristan, ihtilaflı değişikliklerinin AB hukuku ile uyumlu olduğu kanaatinde olduğunu bildirmiştir (para. 80).

Komisyon, bu arka planda, 19 Aralık 2022’de Macaristan’a karşı ihlal davası açmıştır (para. 81). Komisyona göre Macaristan’ın ihtilaflı değişiklikleri;

(i) AB iç pazar hukuku kapsamında hizmetlerin serbest dolaşımı (AB’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma md. 56) ile birlikte Elektronik Ticaret Direktifi (2000/31 sayılı Direktif), İç Pazarda Hizmetler Direktifi (2006/123 sayılı Direktif) ve Görsel-İşitsel Medya Hizmetleri Direktifi (2010/13 sayılı Direktif) gibi birtakım ikincil hukuk düzenlemelerine,

(ii) AB Temel Haklar Şartı’na (Bkz. AB Antlaşması md. 6),

(iii) Genel Veri Koruma Tüzüğü’ne (2016/679 sayılı Tüzük) ve

(iv) AB’nin değerlerine (AB Antlaşması md. 2) aykırılık teşkil etmektedir.

Bir not olarak, Adalet Divanı, Komisyonun tüm savlarını yerinde bularak Macaristan’ın AB hukukunu ihlal ettiğine karar vermiştir. Burada ise, AB’nin değerleri (AB Antlaşması’nın 2. maddesi) ile ilgili kısım detaylandırılacaktır.

 

2. AB’nin Değerlerinin (AB Antlaşması’nın 2. Maddesinin) İhlali ile ilgili Tarafların İddiaları

Komisyona göre AB’nin değerleri (AB Antlaşması’nın 2. maddesi), tek başına, yargısal denetime elverişlidir ve Macaristan söz konusu maddeyi ihlal etmektedir. Ona göre ihtilaflı değişiklikler, “Macar ve Avrupa toplumunun ayrılmaz bir parçası olan, doğumda kendisine atanan cinsiyetle özdeşleşmeyen veya heteroseksüel olmayan kişiler gibi belirli bir sosyal grubu marjinalleştirmeye ve dışlamaya yönelik kasıtlı ve koordineli bir politikanın yansıması ve ifadesidir” (para. 494). Bu politika, AB’nin değerlerine aykırı eylemlerin “özellikle ciddi, çok sayıda ve bariz nitelikte” olduğunu göstermekte olup, Birlik değerleriyle, özellikle insan onuruna saygı, eşitlik ve insan haklarına saygı değerleriyle doğrudan çatışmaktadır (para. 494-495). Üye devletler, AB Antlaşması md. 49 çerçevesinde, AB’nin değerleri bakımından hem saygı göstermeyi hem de desteklemeyi taahhüt ederek, özgürce ve gönüllü olarak AB’ye katılmıştır (para. 498). Ayrıca, ABAD içtihat hukuku uyarınca bu değerler, AB’nin bir ortak hukuk düzeni olarak kimliğinin özünü tanımlamaktadır ve AB yetkileri içinde kalmak koşuluyla bu değerleri savunabilmelidir (para. 499). Divan, “bu yönde açık ve özel bir hüküm bulunmadığı sürece, yargı yetkisine herhangi bir kısıtlama getirildiği kabul edilemeyeceğine göre” üye devletlerin AB Antlaşması’nın 2. maddesindeki değerlere saygı göstermesini sağlayabilmelidir (para. 503).

Komisyon, daha sonra, AB’nin değerleri ile ulusal kimlik arasındaki ilişkiye değinmektedir. AB Antlaşması md. 4(2) uyarınca: “Birlik, üye devletlerin Antlaşmalar önündeki eşitliğine ve bölgesel ve yerel özerk yönetimler de dahil, siyasal ve anayasal temel yapılarında mündemiç ulusal kimliklerine saygı gösterir”. Komisyona göre ulusal kimlik, AB’nin değerlerinden sapma (derogasyon) amacıyla kullanılamaz (para. 504).

Komisyon, ayrıca, AB Antlaşması’nın 2. maddesinden doğan hukuki yükümlülükler üstünde durmuştur. Ona göre bu maddenin hukuken bağlayıcı olmadığına dair bir ifade bulunmamaktadır (para. 507). Bu madde, salt programatik nitelik taşımamaktadır (para. 508). 2. maddenin bağlayıcılığı, içtihat hukukunda vurgulanan üye devletler arasındaki karşılıklı güven ilkesiyle de uyumludur (para. 510). Bununla birlikte, 2. madde temelinde “yalnızca belirli bir ağırlık düzeyine sahip veya yatay nitelikteki AB hukuku ihlalleri” gündeme gelebilir (para. 511).

Macaristan’a göre ise AB Antlaşması’nın 2. maddesi, tek başına, yargısal denetime elverişli değildir. Bu madde, “genel nitelikli” bir hüküm olup, bu nedenle ihlal davası çerçevesinde yükümlülüklerin yerine getirilmemesine hukuki dayanak teşkil edemez (para. 513). Madde bağlayıcı olsa bile, otomatik olarak, ihlal davasında kullanılabilir kabul edilmemelidir, zira AB’nin değerleriyle ilgili temel mekanizma, AB Antlaşması’nın 7. maddesinde öngörülen prosedürdür (para. 514). 2. maddede yer alan değerler, tek başına değil, AB Temel Haklar Şartı veya ABİHA’nın bazı hükümleriyle somutlaştırıldığı ölçüde ihlal davasına konu olabilir (para. 515). Kaldı ki, üye devletler, ulusal kimlikleriyle yakından bağlantılı konularda toplumun temel çıkarlarının korunma düzeyini belirleme konusunda takdir yetkisine sahiptir (para. 516). Son olarak, ihtilaflı değişiklikler, “doğumda kendisine atanan cinsiyetle özdeşleşmeyen veya heteroseksüel olmayan kişileri damgalamayı ya da onları toplumdan dışlamayı amaçlamamaktadır” (para. 518).

 

3. AB’nin Değerlerinin (AB Antlaşması’nın 2. Maddesinin) İhlali ile ilgili Divanın Tespitleri

Adalet Divanı, önce AB’nin değerlerinin (AB Antlaşması’nın 2. maddesinin) bağlayıcı niteliğini, ardından bu madde kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmemesini ele almıştır.

 

3.1. AB’nin Değerlerinin (AB Antlaşması’nın 2. Maddesinin) Bağlayıcı Niteliği

Adalet Divanı, öncelikle, AB’nin değerlerini AB hukuk düzeni genelinde ele almaktadır. Buna göre “Birlik, kendine has bir anayasal çerçeveye sahip” olup bu çerçeve, diğerlerinin yanı sıra, AB Antlaşması’nın 2. maddesinde yer alan kurucu değerleri de içerir (para. 520). Üye devletler, AB Antlaşması md. 49 çerçevesinde, AB’nin değerleri bakımından hem saygı göstermeyi hem de desteklemeyi taahhüt ederek, özgürce ve gönüllü olarak AB’ye katılmıştır (para. 521). AB hukuk düzeninin temel varsayımı, karşılıklı güven ilkesinin de dayandığı üzere, her üye devletin diğer üye devletlerle birlikte 2. maddede yer alan ortak değerlere bağlılığı paylaşmasıdır (para. 522). Dolayısıyla, bir üye devletin 2. maddede yer alan değerlere uyumu, AB hukukundan doğan haklardan yararlanması açısından bir koşuldur (para. 523). “Bir üye devlet, mevzuatını 2. maddede yer alan değerlerin korunma düzeyinde bir azalmaya yol açacak şekilde değiştiremez[; dahası bu] değerler ışığında herhangi bir gerilemenin önlenmesini sağlamakla yükümlüdür” (para. 524). Bu değerler, “bir ortak hukuk düzeni olarak Birliğin öz kimliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur” (para. 525).

Adalet Divanı, daha sonra AB Antlaşması’nın 2. maddesini lafzı, bağlamı ve kökeni ışığında tek başına bağlayıcı nitelik taşıyıp taşımadığı bakımından incelemektedir (para. 528). Lâfız bakımından, bu madde, “üye devletlerin karşılıklı olarak saygı göstermeyi, korumayı ve geliştirmeyi taahhüt ettikleri Birliğin kurucu değerlerini belirlemektedir” (para. 530). Bağlam yönünden, AB Antlaşması’nın genel sistemi, örneğin bu maddenin “Ortak Hükümler” başlıklı Başlık I altında yer alması ve AB Antlaşması’nın 49. maddesi, işbu değerlerin bağlayıcı niteliğini teyit etmektedir (para. 531-533). Hazırlık çalışmaları yönünden ise, Avrupa’nın Geleceği Konferansı’na ilişkin çalışmalar, bu yönde bir yorumu desteklemektedir (para. 535). Sonuç olarak, “2. maddede yer alan değerler, kendiliğinden (per se), hukuken bağlayıcıdır” ve “üye devletler ve Birlik kurumları, bu değerler bakımından saygı gösterme, koruma ve geliştirme yükümlülüğü altındadır” (para. 536).

Adalet Divanı, son olarak, Macaristan’ın AB Antlaşması’nın 7. maddesi ile 2. maddesinin tek başına bağlayıcılığı arasında birbirini dışlayan bir ilişki bulunduğu yönündeki iddiasını kabul etmemiştir (para. 541). İçtihat hukuku uyarınca AB, yetkileri içinde kalmak koşuluyla bu değerleri savunabilmelidir (para. 537). Kurucu antlaşmalar, “oluşturulan ortak hukuk düzeninin dayandığı temel varsayımın güvence altına alınması amacıyla”, “AB hukukunun yorumunda tutarlılık ve yeknesaklık sağlamayı amaçlayan bir yargısal sistem tesis etmiştir” (para. 538). AB Antlaşması md. 19(1) uyarınca ABAD, diğerlerinin yanı sıra ABİHA md. 258260 ile düzenlenen ihlal davası aracılığıyla, “Antlaşmalar’ın yorumlanmasında ve uygulanmasında hukuka riayet edilmesini sağlar” (para. 538). Bu çerçevede, ABAD, genel yargı yetkisinden herhangi bir istisna bulunmadığından, ihlal davası kapsamında AB Antlaşması’nın 2. maddesinden doğan yükümlülüklere uyumu denetleme yetkisine sahiptir (para. 540).

 

3.2. AB’nin Değerleri (AB Antlaşması’nın 2. Maddesi) Kapsamındaki Yükümlülüklerin Yerine Getirilmemesi

Adalet Divanı, öncelikle, Macaristan’ın AB hukuku ihlallerinin AB Antlaşması’nın 2. maddesinin ihlaline de yol açıp açmadığını değerlendirmiştir (para. 545). Bir ön tespit olarak, Macaristan, ihtilaflı değişiklikler nedeniyle, yalnızca AB iç pazar hukuku kapsamında hizmetlerin serbest dolaşımını değil, aynı zamanda AB Temel Haklar Şartı’nın 1. (insan onuru), 7. (özel ve aile hayatına saygı), 11. (ifade ve bilgi özgürlüğü) ve 21. (ayrımcılık yasağı) maddelerini de ihlal etmiştir (para. 544). AB’nin değerleri “hukuken bağlayıcı yatay yükümlülükler ortaya koymaktadır” (para. 546). Bununla birlikte, AB Antlaşması’nın 2. maddesinin hukuken bağlayıcı olması, 2. maddedeki değerleri somutlaştıran herhangi bir AB hukuku hükmünün ihlalinin otomatik olarak bu maddenin de ihlali sonucunu doğurduğu anlamına gelmez (para. 547). Bu bağlamda, “AB’nin değerlerinden bir veya birkaçının yalnızca açık ve özellikle ciddi ihlalleri” AB Antlaşması’nın 2. maddesinin ihlali sonucunu doğurabilir, çünkü “bu tür ihlaller, çoğulculuğun hâkim olduğu bir toplumda ortak bir hukuk düzeni olarak Birliğin öz kimliğiyle bağdaşmaz” (para. 551).

Adalet Divanı, daha sonra, Macaristan’ın ihtilaflı değişikliklerinin “açık ve özellikle ciddi ihlal” oluşturup oluşturmadığını incelemiştir. Söz konusu değişiklikler, “koordineli bir ayrımcı önlemler bütünü getirmekte” olup “doğumda kendisine atanan cinsiyetle özdeşleşmeyen veya heteroseksüel olmayan kişilerin yalnızca cinsiyet kimlikleri veya cinsel yönelimleri temelinde damgalanmasına ve marjinalleştirilmesine yol açmaktadır” (para. 553-554). Bu durum ise “toplumun bazı üyelerinin toplumsal görünmezliği anlamına gelmekte” olup “insan onuruna saygı, eşitlik ve azınlıklara mensup kişilerin hakları da dâhil olmak üzere insan haklarına saygı değerleriyle bağdaşmamaktadır” (para. 555). Dolayısıyla, ihtilaflı değişiklikler, söz konusu değerler bakımından açık ve özellikle ciddi ihlal oluşturmaktadır (para. 556).

Adalet Divanı, son olarak, AB’nin değerleri ile ulusal kimlik arasındaki ilişkiyi açıklığa kavuşturmuştur. Macaristan’a göre üye devletler, ulusal kimlikleriyle yakından bağlantılı konularda toplumun temel çıkarlarının korunma düzeyini belirleme konusunda takdir yetkisine sahiptir (para. 557). Divana göre ise, AB Antlaşması’nın 2. maddesinden doğan yükümlülükler, bir üye devletten diğerine değişiklik gösteremez (para. 559). Üye devletler, 2. maddede yer alan değerlere her zaman saygı göstermeyi taahhüt etmiştir (para. 560). Kaldı ki, AB Antlaşması’nın 4(2) maddesi, kendisiyle aynı hiyerarşik düzeyde bulunan hükümler, özellikle de 2. madde, ışığında yorumlanmalıdır ve üye devletleri 2. maddeden kaynaklanan yükümlülüklerden muaf tutamaz (para. 561). Dolayısıyla, “AB Antlaşması’nın 4(2) maddesi, yalnızca burada atıfta bulunulan ulusal kimlik anlayışının, AB Antlaşması’nın 2. maddesinde yer alan değerlerle uyumlu olan biçimini korumaktadır” (para. 562). Bu nedenle, ihtilaflı değişiklikler, AB’nin değerlerini açık ve özellikle ciddi ihlal ettiğinden, Macaristan, söz konusu değişiklikleri haklı göstermek amacıyla ulusal kimliğine dayanamaz (para. 563).

 

Sonuç

Commission v Hungary (C-769/22) kararı, şimdiden, yoğun akademik ve kurumsal etkinliklerin odağı hâline gelmiştir. Örneğin, King’s College London 11 Mayıs 2026 tarihi için karara ilişkin çevrim içi bir tartışma programı organize etmiştir. EU Law Live ise, karar üzerine bir sempozyum başlatmış, bu kapsamda örneğin Paul Craig, John Morijn ve Benedikt Riedl gibi yazarların görüş yazılarına yer vermiştir. EU Law Live, ayrıca, Armin von Bogdandy ile Miguel Poiares Maduro’nun katıldığı bir podcast bölümü yayımlamıştır. Bu tür etkinliklerin önümüzdeki dönemde artmaya devam edeceği, kararın orta vadede yalnızca karar incelemelerine değil, aynı zamanda makaleler gibi diğer eserlere de konu olmasının beklenebileceği söylenebilir.

Karardaki tespitlerin bir kısmı önceki kararlarda da yer almakla birlikte, diğer kısmı ilk kez bu karar ile ortaya konmuştur. Bu bağlamda, daha önce ayrı bir blog yazısında incelediğimiz Poland v Parliament and Council (C-157/21) ve Hungary v Parliament and Council (C-156/21) kararlarındaki birtakım tespitler, bu kararda da tekrarlanmaktadır. İlk kez bu karar ile birlikte ortaya konan tespitler ise iki başlık altında toplanabilir.

Bu tespitlere geçmeden evvel, HS Ćapeta’nın Gerekçeli Görüşünde yer verdiği, kararın AB Antlaşması’nın 2. maddesi bakımından hangi meseleleri çözüp hangilerini çözmediğine ilişkin çizdiği sınırlara değinmek faydalı olacaktır. Ona göre “hukuki kurallar mahkemeler tarafından farklı amaçlarla kullanılabilir: Diğer hukuki kurallara anlam vermek için yorumlayıcı bir araç olarak, bireysel hukuk süjeleri için hak kaynağı olarak veya başka bir kuralın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi için bir ölçüt olarak” (para. 151). Bu dava, yalnızca ihlal prosedürü bağlamında üye devlet mevzuatının yargısal denetimi ile ilgilidir, dolayısıyla 2. maddenin doğrudan veya yorumlayıcı etkisi tartışmasının kapsamı dışındadır (para. 152-153).

Bu ön tespitin ardından, birincisi, Adalet Divanı tarafından, AB Antlaşması’nın 2. maddesinin yargısal denetime elverişli olduğu kabul edilmiştir. Bu bağlamda ilk katmandaki soru, 2. maddenin bağlayıcı bir hukuk normu olup olmadığıdır. Daha önceki kararlarda, 2. maddede yer alan değerler genellikle bu değerleri somutlaştıran AB hukuku hükümleri aracılığıyla uygulanırken, bu kararda söz konusu yaklaşımın ötesine geçilmiştir. Nitekim Adalet Divanına göre: “2. maddede yer alan değerler, kendiliğinden (per se), hukuken bağlayıcıdır” ve “üye devletler ve Birlik kurumları, bu değerler bakımından saygı gösterme, koruma ve geliştirme yükümlülüğü altındadır” (para. 536).

İkinci katmandaki soru ise, bağlayıcı bir hukuk normu olarak AB Antlaşması’nın 2. maddesinin hangi yargı yolları aracılığıyla işletilebileceğidir. Bu yönden Divan, kurucu antlaşmaların öngördüğü yargı yetkisi sisteminde herhangi bir istisna bulunmadığını vurgulayarak, ihlal davası kapsamında 2. maddeden doğan yükümlülüklere uyumu denetleme yetkisine sahip olduğunu ifade etmiştir (para. 540). Bu yaklaşımın mantıksal sonucu olarak, aynı gerekçenin kurucu antlaşmalarla öngörülen diğer yargısal başvuru yolları (örneğin ön karar prosedürü) bakımından da geçerli olduğu söylenebilir. Bununla birlikte, ikinci tespitte ele alınacak ihlal eşiği dikkate alındığında, 2. maddenin bu karardaki şekliyle yargısal işletiminin en belirgin biçiminin ihlal davası çerçevesinde ortaya çıkacağı söylenebilir.

İkincisi, AB Antlaşması’nın 2. maddesinin hangi eşik aşıldığında ihlal edileceği ortaya konmuştur. Bu bağlamda, 2. maddede yer alan değerleri somutlaştıran AB hukuku hükümlerinin ihlali, tek başına, 2. maddenin ihlali sonucunu doğurmaz (para. 547). Nitekim, “AB’nin değerlerinden bir veya birkaçının yalnızca açık ve özellikle ciddi ihlalleri” 2. maddenin ihlali sonucunu doğurabilir. Bunun gerekçesi, bu tür ihlallerin “çoğulculuğun hâkim olduğu bir toplumda ortak bir hukuk düzeni olarak Birliğin öz kimliğiyle bağdaşmaması”dır (para. 551). (Krş. HS Ćapeta, “2. maddede yer alan değerlerin inkâr edilmesi” eşiğini önermiştir (para. 237).)

Bu çerçevede Adalet Divanı, somut uyuşmazlıkta da eşiğin aşıldığına ve bu suretle 2. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Ona göre insan onuruna saygı, eşitlik ve insan haklarına saygı değerleri; “koordineli ayrımcı önlemler bütünü”, “cinsiyet kimlikler veya cinsel yönelimler temelinde damgalanma ve marjinalleştirilme” ve “toplumun bazı üyelerinin toplumsal görünmezliği” gibi tespitler üzerinden, açık ve özellikle ciddi biçimde ihlal edilmektedir (para. 553-556). Ulusal kimlik söylemi ise bu sonucu bertaraf edemez, çünkü “AB Antlaşması’nın 4(2) maddesi, yalnızca burada atıfta bulunulan ulusal kimlik anlayışının, AB Antlaşması’nın 2. maddesinde yer alan değerlerle uyumlu olan biçimini korumaktadır” (para. 562).

Commission v Hungary (C-769/22) kararı, AB’nin değerlerinin (AB Antlaşması’nın 2. maddesinin) tek başına yargısal denetime elverişliliği ve uygulanma koşullarına ilişkin ilk karar olmakla birlikte, muhtemelen bu alandaki son karar olmayacaktır. Bu tür uyuşmazlıklar, “üye devletlerin ‘kırmızı çizgileri’ geçip geçmediği”, başka bir ifadeyle “AB anayasal değerlerinden sapıp sapmadığı” (HS Görüşü, para. 233) sorusunu gündeme getirmektedir. Bu yönüyle karar, AB üyeliğine aday devletler bakımından da önem taşımaktadır. Nihayetinde, kararın anayasal düzlemde doğuracağı etkiler dikkate alındığında, tartışmaların devam etmesi beklenmektedir.

 

Bu yazıya atıf için: İlke Göçmen, “Avrupa Birliği Adalet Divanının 21 Nisan 2026 Tarihli Commission v Hungary (C-769/22) Kararı: Avrupa Birliği’nin Değerlerinin Yargısal Denetime Elverişliliği”, Yaşayan Avrupa Birliği Hukuku Blogu, 8/5/2026, Link: <https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2026/05/C-769-22.html>

 

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin.

No comments:

Post a Comment