01 August 2026

Avrupa Birliği Hukuku Karşısında Spordaki Disiplin Yaptırımları: Adalet Divanının FIGC and CONI Kararı


*Görsel, yazar tarafından yapay zekâ destekli bir araç kullanılarak üretilmiştir.

 

İlke Göçmen, Prof. Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Avrupa Birliği Hukuku Anabilim Dalı / Jean Monnet Chair (2019-2022) / The Alexander von Humboldt Foundation – Georg Forster Research Fellow for Sustainable Development (2023-2024)


Giriş

FIGC and CONI (Joined Cases C-424/24 and C-425/24) davası, spordaki disiplin yaptırımlarının Avrupa Birliği (AB) hukuku karşısındaki konumunu tartışmaya açmaktadır. İtalya’da bulunan Lazio Bölge İdare Mahkemesi (Tribunale amministrativo regionale per il Lazio), 6 Haziran 2024 tarihli kararıyla bu konuya ilişkin çeşitli soruları ön karar prosedürü aracılığıyla Avrupa Birliği Adalet Divanına (ABAD) yöneltmiştir. Hukuk Sözcüsü Spielmann, 18 Aralık 2025 tarihinde Gerekçeli Görüşünü sunmuştur. Adalet Divanı, dava konusu olayın hiçbir yeni hukuksal sorun ortaya çıkarmadığı görüşündeyse davanın Hukuk Sözcüsünün görüşü olmaksızın yürütülmesine karar verebilmektedir (ABAD Statüsü md. 20). Bu davada Hukuk Sözcüsünün görüşü alındığına göre, Adalet Divanı, dava konusu olayın yeni hukuksal sorun ortaya çıkardığı kanaatini taşımaktadır. Adalet Divanı 16 Temmuz 2026 tarihinde kararını açıklamıştır. Bu karar, “medya ilgisini çeken veya vatandaşların yaşamında etki doğuran konular hakkında” kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlayan basın açıklamaları arasında kendisine yer bulmuştur.

Bu blog postta önce FIGC and CONI davasının vakaları ortaya konacak, sonra ABAD’ın kararı incelenecektir.

1. Vakalar

FIGC and CONI davasındaki gerçek ve tüzel kişiler şöyle tanımlanabilir (para. 16-18). ZD ve MI, Juventus futbol kulübünün eski Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyesi’dir. Bu kişiler, dolayısıyla, İtalyan mevzuatı uyarınca ‘yönetici’ olarak kabul görmektedir. İtalyan Futbol Federasyonu (Federazione Italiana Giuoco Calcio (FIGC)), özel hukuka tâbi bir birliktir, FIGC, İtalya’da futbolu düzenlemektedir ve Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nin (UEFA) ve Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği’nin (FIFA) üyesidir. İtalyan Ulusal Olimpiyat Komitesi (Comitato Olimpico Nazionale Italiano (CONI)), kamu hukukuna tâbi bir organ olup çeşitli İtalyan spor birliklerinin etkinliklerinin eşgüdümünden sorumludur.

FIGC and CONI davasının vakaları şöyle toparlanabilir (para. 19-38):

1)     1 Nisan 2022 tarihinde FIGC Federal Savcılığı, Juventus dâhil çeşitli futbol kulüpleri ve yöneticileri hakkında dürüstlük, adillik ve etik bütünlük ilkelerinin ihlali iddiasıyla disiplin kovuşturması başlatmıştır. ZD ve MI’nin, futbolcu transferlerinde gerçeğe aykırı mali ve muhasebesel beyanlarda bulunarak, yapay sermaye kazançları sistemine katılıp bu ilkeleri ihlal ettikleri ileri sürülmüştür.

2)     22 Nisan 2022 tarihinde FIGC Federal Mahkemesi, disiplin yaptırımları ile ilgili konularda ilgili her gerçek ve tüzel kişiyi beraat ettirmiştir.

3)     27 Mayıs 2022 tarihinde, FIGC Federal Savcılığının temyizi üzerine, FIGC Federal Temyiz Mahkemesi ilgili kararı onamıştır.

4)     2022 sonlarında, FIGC Federal Savcılığı, ZD ve MI hakkındaki cezai soruşturmadan elde ettiği birtakım yeni belgelere dayanarak, FIGC Federal Temyiz Mahkemesi nezdinde gözden geçirme başvurusu yapmıştır.

5)     2023 Ocak’ında FIGC Federal Temyiz Mahkemesi, gözden geçirme başvurusunu uygun bularak, ZD ve MI hakkında, bir disiplin yaptırımı olarak, 24 ay için FIGC kapsamında mesleki etkinlik sürdürme yasağı getirmiştir. Dahası, onun talebi üzerine, FIFA Disiplin Komitesi, bu yasağı dünya çapına genişletmiştir.

6)     8 Mayıs 2023 tarihinde, Spor Güvenceleri Kurulu, ZD ve MI’nin bu karara itirazını görüşerek reddetmiştir.

7)     25 Mayıs 2023 tarihinde, ZD ve MI hakkındaki cezai soruşturma yargılama yapmaya gerek olmadığı kararı ile sonlanmıştır.

8)     Bunun üzerine, ZD ve MI, Lazio Bölge İdare Mahkemesi nezdinde, FIGC Federal Temyiz Mahkemesi ile Spor Güvenceleri Kurulunun kendileri hakkındaki kararlarına karşı dava açmıştır.

9)     Lazio Bölge İdare Mahkemesi, spordaki disiplin yaptırımları ile ilgili İtalyan mevzuatının, AB hukukuyla, özellikle işçilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımının yanı sıra etkili yargısal koruma ilkesiyle uyumlu olup olmadığı ile ilgili ABAD’a ön karar başvurusu yapmıştır.

2. FIGC and CONI Kararı

ABAD, öncelikle ön karar başvurusunun işçilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımı ve etkili yargısal koruma ilkesi bakımından kabul edilebilir olduğuna karar vermiş (paragraf 43-54), ardından bu hususları esastan incelemiştir.

2.1. İşçilerin ve Hizmetlerin Serbest Dolaşımı

ABAD, öncelikle işçilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımının uygulama alanı üstünde durmuştur. Birincisi, somut uyuşmazlık, bu serbest dolaşım hükümlerinin kişi bakımından kapsamı içinde kalmaktadır, çünkü ihtilaflı disiplin yaptırımları, ilgili yöneticilerin, ister işçi olarak ABİHA md. 45 ister hizmet sunan olarak ABİHA md. 56 çerçevesinde olsun, dolaşım serbestîsini kullanmasını etkilemeye elverişlidir (para. 51). İkincisi, somut uyuşmazlık, bu serbest dolaşım hükümlerinin konu bakımından kapsamı içinde kalmaktadır. Bir yandan, ihtilaflı disiplin yaptırımları, sporla bağlantılı ekonomik bir etkinliği (yöneticiliği) ilgilendirdiği için ekonomik etkinlik unsuru karşılanmaktadır (para. 56). Diğer yandan, ihtilaflı disiplin yaptırımları, sadece İtalya çapında değil Dünya çapında, dolayısıyla tüm AB üyesi devletlerde de, geçerli olduğu için sınır aşırı unsur da karşılanmaktadır (para. 51). Son olarak, somut uyuşmazlık, muhataplık bakımından da bu serbest dolaşım hükümlerinin uygulama alanı içinde kalmaktadır. Bu yönden, temel serbestîler, “kamu hukukuna tâbi olmayan bir organın, birliğin veya başka bir tüzel kişinin, bireylerin bu serbestîleri kullanmasını olumsuz etkileyen koşullar vazetmesine imkân veren hukuki özerkliğe veya güce sahip olduğu durumlarda da bağlayıcıdır” (para. 55).  

ABAD, daha sonra, işçilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımına yönelik bir engel olup olmadığını incelemiştir. Yerleşik içtihat hukuku uyarınca bu serbest dolaşımlar, (i) vatandaşlık temelinde doğrudan ayrımcılığı, (ii) vatandaşlık temelinde dolaylı ayrımcılığı, (iii) serbestînin kısıtlanmasını, yani bir üye devletin istihdam veya hizmet pazarına erişimin güçleştirilmesini, kural olarak, yasaklar (para. 60-61). Öncelikle, ulusal spor birlikleri gibi hukuki özerklikten yararlanan tüzel kişiler, özellikle istihdamı veya hizmet sunumunu toplu biçimde düzenlemeyi amaçlayan kurallar benimseyebileceği gibi, bu kuralların etkililiğini sağlamayı amaçlayan –yaptırımlara ilişkin olanlar gibi– tamamlayıcı hükümler de benimseyebilir. Bu tür hükümleri benimsemek, kendiliğinden, ABİHA md. 45’e veya 56’ya aykırı addedilemez (para. 63). Buna karşın, somut bir olayda bir bireye disiplin yaptırımı vazetmek, duruma göre, bu serbestîlere yönelik bir engel oluşturabilir (para. 64). İhtilaflı disiplin yaptırımları, tüm üye devletlerde geçerli, 24 aylık mesleki etkinlik sürdürme yasağı getirdiği için işçilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımını kısıtlamakta, başka bir ifadeyle bir üye devletin istihdam veya hizmet pazarına erişimi güçleştirmektedir (para. 65-66).

ABAD, son olarak, ihtilaflı disiplin yaptırımlarının haklı gösterilebilir olup olmadığını ele almıştır. İhtilaflı önlemler, belirli bir meşru sebep temelinde orantılılık ilkesi ile uyumlu ise haklı gösterilebilecektir (para. 67). Bu bakımdan, “futbol müsabakaları gibi spor müsabakalarının düzgün şekilde yürütülmesinin sağlanması” meşru sebep oluşturur (para. 72). Orantılılık ilkesi bağlamında ele alındığında, ihtilaflı önlemler, bir önceki cümledeki sebebe erişmek için uygundur (para. 75). Bununla birlikte, ulusal mahkeme, şu hususları ayrıca değerlendirmelidir: (i) ihtilaflı önlemler, “güdülen sebebin tutarlı ve sistematik bir şekilde gerçekleştirilmesine yönelik gerçek bir iradeyi yansıtmalıdır” (para. 77), (ii) bu yaptırımlar; şeffaf, nesnel ve ayrımcı olmayan kriterlere tâbi olarak belirlenmelidir (para. 78) ve (iii) yaptırımlar; vaka bazında, ilgili tüm koşulların dikkate alınmasına imkân tanıyacak ve etkili yargısal denetime tâbi olacak şekilde (para. 79) belirlenmelidir (para. 80).

2.2. Etkili Yargısal Koruma İlkesi

Bir ön tespit olarak, İtalyan mevzuatı, İtalyan mahkemeleri tarafından yorumlandığı hâliyle, şu şekildedir: Ulusal mahkeme, ulusal spor birliğinin vazettiği disiplin yaptırımına karşı, (i) ‘ulusal spor yargısı mercilerindeki başvuru yolları tüketildikten sonra’ inceleme yapabilir, (ii) yaptırımın hukuka aykırı olduğu sonucuna varırsa da yalnızca tazminata hükmedebilir; (iii) başka bir ifadeyle, geçici tedbir kararı veremez veya yaptırımı iptal ederek sonuçlarını ortadan kaldıramaz (para. 81). Peki, bu İtalyan mevzuatı, AB hukukundaki etkili yargısal koruma ilkesi ile bağdaşmakta mıdır?

ABAD, öncelikle, spor birlikleri tarafından bireylere uygulanan yaptırımların yargısal denetiminin kapsamını değerlendirmiştir. AB Temel Haklar Şartı md. 47 ışığında AB Antlaşması md. 19(1) uyarınca AB hukukuna dayalı bir hakkı ileri süren kişiler, etkili bir yargısal başvuru yoluna ve etkili bir yargısal denetime sahip olmalıdır (para. 85). Etkili bir yargısal denetim için, bir yandan, ulusal mahkeme, spordaki disiplin yaptırımına ilişkin uyuşmazlığın çözümü bakımından önem taşıyan tüm maddi vakaları ve hukuki meseleleri, AB hukukuna ilişkin olanlar dâhil, inceleme yetkisine sahip olmalıdır (para. 87-88). Diğer yandan, ulusal mahkeme, duruma göre, geçici tedbir alabilme, tazminata karar verebilme ve yaptırımı iptal edebilme de dâhil olmak üzere uygun tüm hukuki sonuçları doğurabilmelidir (para. 89-92).

ABAD, daha sonra, spor birlikleri tarafından bireylere uygulanan yaptırımları denetlemeye yetkili ulusal mahkemenin belirlenmesini değerlendirmiştir. Öncelikle, “her ne kadar üye devletler, adalet teşkilatının örgütlenmesi, özellikle de ulusal mahkemelerin kurulması, oluşumu, yetkileri ve işleyişi bakımından yetkili olsa da, bu yetkilerini kullanırken AB hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerine uymalıdır” (para. 95). Üye devletler, bu kapsamda, AB hukuku ile ilgili uyuşmazlıklara bakan tüm mahkemelerin etkili yargısal koruma ilkesinin gerektirdiği koşulları sağlamasını temin etmelidir (para. 98). AB hukuku anlamında bir ‘mahkeme’; (i) bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerini sağlamalı, (ii) önceden kanunla kurulmuş olmalı, (iii) yargısal işlev yerine getirmeli, (iv) özellikle savunma hakkı ile dinlenilme hakkına saygı gösteren usuli güvenceleri sağlamalı ve (v) yaptırım hakkında, yaptırımın sonuçları kesinleşmeden önce, etkili bir yargısal denetim gerçekleştirebilmelidir (para. 99-110, 121). Bu kriterler en azından ulusal spor yargısının son derecesi tarafından karşılanıyorsa, iki paragraf önce özetlenen İtalyan mevzuatı AB hukuku ile uyumludur. Buna karşılık, ulusal spor yargısının en azından son derecesi AB hukuku anlamında ‘mahkeme’ niteliğini taşımıyorsa, bu organın kararları, söz konusu şartları taşıyan bir ulusal mahkeme tarafından etkili yargısal denetime tabi tutulmalıdır (para. 111-121).

Sonuç

FIGC and CONI kararı, spordaki disiplin yaptırımlarının AB hukuku karşısındaki konumunu, ilkesel olarak, açıklığa kavuşturmaktadır. Bu yönden karar, ABAD içtihat hukukundaki iki farklı çizgiyi bir araya getirmektedir.

Bir yandan, spordaki disiplin yaptırımları, AB iç pazar hukuku, özellikle işçilerin ve hizmetlerin serbest dolaşımı ışığında ele alınmaktadır. Bu yönüyle karar, örneğin 1995 tarihli Bosman kararının, 2010 tarihli Olympique Lyonnais kararının ve 2023 tarihli Royal Antwerp Football Club kararının devamı niteliğindedir (Bu son karar tarafımızca incelenmiştir).

Diğer yandan, spordaki disiplin yaptırımları, AB hukukunun kapsadığı alanların içinde kaldığı için, etkili yargısal koruma ilkesi bakımından da incelenmektedir. Bu çerçevede ABAD, AB Temel Haklar Şartı md. 47 ışığında AB Antlaşması md. 19(1)’i esas almaktadır. Bu yönüyle karar, ana hatlarıyla, hem genel olarak 2018 tarihli Associação Sindical dos Juízes Portugueses kararının hem de spor özelindeki 2025 tarihli Royal Football Club Seraing kararının devamı niteliğindedir (Bu son karar tarafımızca incelenmiştir).

Böylece ABAD, spor hukukunun kendine özgü özelliklerini kabul etmekle birlikte, bu özelliklerin AB hukukunun maddi ve usuli gereklerinden sapmayı haklı kılamayacağını bir kez daha teyit etmiştir.

 

Bu yazıya atıf için: İlke Göçmen, “Avrupa Birliği Hukuku Karşısında Spordaki Disiplin Yaptırımları: Adalet Divanının FIGC and CONI Kararı”, Yaşayan Avrupa Birliği Hukuku Blogu, 01/08/2026, Link: <https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2026/08/C-424-425-24.html>


Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin.

 

02 July 2026

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Genel Mahkeme’nin 3 Haziran 2026 tarihli Meta Platforms Inc. v Commission (T-1078/23) Kararı

 

*Görsel, blog editörü tarafından yapay zekâ destekli bir araç kullanılarak üretilmiştir.


Cemre Çise Kadıoğlu Kumtepe

Dr. Öğr. Üyesi,

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Bilişim ve Teknoloji Hukuku Anabilim Dalı

 

Giriş

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) nezdindeki Genel Mahkeme, 3 Haziran 2026 tarihinde Meta Platforms Inc. v Commission (T‑1078/23) davasındaki kararını açıklamıştır. Bu dava, Komisyonun Dijital Piyasalar Yasası (“Digital Markets Act -  DMA) uyarınca Meta Platforms Inc.’e ait (“Başvuran” veya “Meta”) “Messenger” ve “Marketplace” hizmetlerinin temel platform hizmeti (TPH) olarak belirlenmesi yönündeki kararına karşı Meta tarafından açılan bir iptal davasıdır. Bu kapsamda kararın Messenger’ın TPH olarak belirlenmesine ilişkin kısmı haklı bulunurken, kararın Marketplace’in TPH olarak belirlenmesine ilişkin kısmı iptal edilmiştir.

 

TPH’ler DMA m. 2(2)’de tahdidi olarak sayılmıştır. Çevrimiçi aracılık hizmetleri, çevrimiçi sosyal ağ sağlayıcıları ve numaradan bağımsız kişilerarası iletişim hizmeti (number-independent interpersonal communication service - NIICS) de TPH’ler arasındadır. Bu TPH’leri sağlayan ve DMA m. 3’teki varsayımları taşıdığı tespit edilen teşebbüsler ise geçit bekçisi (gatekeeper) olarak belirlenmekte ve DMA uyarınca birtakım yükümlülüklere tabi olmaktadır. Bir platform hizmetinin TPH olarak belirlenmesi, teşebbüsün geçit bekçisi olarak belirlenmesinin ve DMA altındaki yükümlülüklere tabi olmasının ön koşuludur.

 

Komisyon C(2023) 6105 sayılı 5 Eylül 2023 tarihli kararıyla Meta’nın sosyal ağ hizmeti sağlayıcısı Facebook, numaradan bağımsız kişilerarası iletişim hizmeti sunan Messenger ve çevrimiçi aracılık hizmet sağlayıcısı Marketplace TPH’leri bakımından geçit bekçisi olarak belirlemiştir. Meta, söz konusu kararın iptal edilmesini ve dava sürecinde bazı verilerin gizli tutulmasını talep etmiştir. (para. 14, 15) Müdahil Fransa tarafından desteklenen Komisyon davanın reddedilmesini talep etmiştir. (para. 13)

 

Karar hem TPH’lerin niteliği hem de idari kararların içeriği ile bu kararlara karşı açılacak iptal davalarına yönelik önemli tespitlerde bulunmaktadır. Bu yazıda, Genel Mahkemenin söz konusu kararı ışığında TPH ve geçit bekçisi kavramı ile idari kararlara karşı başvuru ile bu kararların gerekçelendirilmesi ele alınacaktır. Başvuranın gizlilik talebine değinildikten sonra kararda kabul edilen Marketplace’e yönelik ikinci itiraz ele alındıktan sonra Messenger itirazına değinilecektir.

 

1. Başvuranın Gizlilik Talebi

Genel Mahkeme öncelikle Başvuranın gizlilik talebini karar bağlamıştır. Marketplace platformunda “güçlü satıcı” (power sellers) olarak belirlenen kullanıcılar, Komisyon tarafından kullanıcı sayısının hesaplanmasında esas alınmıştır. Meta bu ifadenin gizli tutulmasını talep etmişse de Genel Mahkeme Başvuranın hüküm ve koşullarda yaptığı değişikliklerin zaten kamuoyuyla paylaşılmış olması, “güçlü satıcı” ifadesinin gizlilik gerektirmemesi, savunma açısından gerekli olması ve duruşmada zaten açıklanmış olması nedeniyle gizlilik talebini reddetmiştir. (para. 21-23)

 

2. Marketplace’in Temel Platform Hizmeti (TPH) Olarak Belirlenmesine Yönelik İtiraz

 

2.1. İtirazın Görülmesinde Hukuki Çıkar Olup Olmadığı

5 Eylül 2023’te Marketplace TPH olarak belirlendikten sonra Komisyon, Başvuranın 2023 ve 2024’te önemli değişiklikler yaptığını; dolayısıyla DMA’da belirlenen eşiklerin aşılmadığını ve DMA m. 3(1)(b) açısından önemli bir geçit kapısı (gateway) olmadığını belirterek 23 Nisan 2025 tarihli kararıyla Marketplace’i TPH listesinden çıkarmıştır.

 

Bu karar üzerine Genel Mahkemenin, Başvuranın Komisyonun ilk kararına yönelik itirazını incelemede yasal çıkarı olup olmadığı sorusunu cevaplaması gerekmiştir. Genel Mahkeme, Komisyon bu yönde bir itiraz ileri sürmemiş olmasına rağmen, bu hususu re’sen incelemiştir. (para. 28) Bu doğrultuda idari işlemlerin kaldırılmasının kararı yasal hale getirmeyeceğinin ve ileriye yönelik etki doğurduğunun; mahkemenin iptal kararının ise geçmişe yönelik etki doğurduğunun altı çizilmiştir. Başvuranın ilk konuma getirilmesi, tazminat taleplerinin değerlendirilmesi, gelecekte karar verecek kişilerin gerekli değişiklikleri yapmasının sağlanması (para 29) nedeniyle süreç içinde kaldırılan idari karara karşı iptal davası açılmasında Başvuranın hukuki çıkarının olduğu ifade edilmiştir. (para. 30)

 

2.2. Marketplace’in Temel Platform Hizmeti (TPH) ve Önemli Bir Geçit Kapısı Olup Olmadığı 

Başvuran, Marketplace’in önemli bir geçit kapısı olarak belirlenmesine dört başlık altında itiraz etmiştir:

1. DMA m. 2(5)’in yanlış uygulanmış olması,

2. Komisyon tarafından uygulanan testin uygun olduğu kabul edilse bile 31 Temmuz 2023 tarihinde yapılan değişikliklerden sonra Fransa ve Almanya’da işletme kullanıcılarının araç ve gayrimenkul satış imkanının kaldırıldığından Marketplace’in bu kriterleri sağlamaması,

3. Kullanıcıların “ürünler” kategorisi altında bir ayda yirmiden fazla ilan ve “araç, araba kısımları, kiralık/satılık mülkler” altında beşten fazla ilan koyamamasına yönelik 31 Temmuz 2023 tarihli değişikliklerin Komisyon tarafından göz ardı edilmiş olması,

4. Komisyonun piyasa araştırması başlatmaması ve gerekli usuli güvencelerin aksine Komisyonun yeni delil sunması.

 

Genel Mahkeme bu argümanlar arasından ikinci ve üçüncü başlıkları öncelikle ele almıştır ve bu savunmalarında Başvuranı haklı bularak Marketplace’e yönelik kararı iptal etmiş, diğer başlıkları değerlendirmemiştir.

 

Genel Mahkemenin kararı sadece DMA’nın yorumlanmasına değil, Komisyon kararlarının gerekçelendirilmesine yönelik önemli değerlendirmeler içermektedir. Özetle Komisyon, 2020-2022 arasını incelemeye aldığını, 2023 değişikliklerinin Komisyon kararına etkisi olmadığını (para. 216); öyle olsa bile kendisine sunulan yeni belgeleri incelediğini ve Marketplace’e yönelik değerlendirmesinin sabit kaldığını ifade etmiştir. (para. 218) Komisyon, değerlendirme yöntemini açıklamış; bu kapsamda kullanıcı sayısını belirlerken “power sellers” sayısını esas aldığını ve yapılan değişikliklerin bu yöntemi etkilemediğini belirtmiştir. (para. 235-238)

 

Genel Mahkeme, Komisyonun bu açıklamalarını yüzeysel bularak, ABİHA m. 296 kapsamında idarenin tüm hukuki ve maddi sebeplere değinmesi gerekmese de verdiği kararı tutarlı şekilde gerekçelendirmesi gerektiğini ifade ederek Komisyonun gerekçesinin belirsiz ve varsayımsal olduğunu, (para. 244) 31 Temmuz 2023 değişikliklerinin analiz edilmediğini (para. 245) ve Komisyon kararında yer alan “durumun şartlarına göre belirlenmesi” gerektiğine yönelik ifadenin soyut olduğunu tespit etmiştir. (para. 246) Komisyonun işletme kullanıcılarının sayısını belirlerken esas aldığı “power sellers” nitelemesinin 31 Temmuz 2023 değişikliğiyle kalkacak olmasının da Komisyonun gerekçesinin anlaşılmasını zorlaştırdığı ifade edilmiştir. (para. 256) Söz konusu değişikliklerin halihazırda yapılıyor olduğu Komisyona bildirilmiş olmasına rağmen Komisyonun bu değişiklikleri “gelecekte alınacak önlemler” olarak değerlendirmesi yanlış bulunmuştur. (para. 256)

 

Komisyonun Marketplace’in çevrimiçi aracı hizmet sağlayıcısı bir geçit kapısı olarak belirlenmesi yönündeki kararının bir diğer dayanağı, işletmelerin kişisel hesaplar aracılığıyla Marketplace’e erişebildiğine yönelik ekran görüntüleridir. (para. 236-238) Genel Mahkeme çevrimiçi aracı hizmet sağlayıcı şartının sağlandığına dair bu delil ve açıklamaların net şekilde anlaşılmadığını ifade etmiştir. (para.260) Komisyonun Marketplace’te yapılacak değişikliklerden önce görüşlerini Başvurana iletmiş olması da bu eksikliği gidermemektedir. (para. 261)

 

Sonuç olarak, Genel Mahkeme, Komisyonun karar gerekçesinin ABAD içtihadıyla ortaya konan şartları taşımadığı için Marketplace’e yönelik itirazı kabul ederek kararın bu kısmını iptal etmiştir. Dolayısıyla, aslında Başvuranın 31 Temmuz 2023’te yaptığı değişikliklerin Marketplace’in çevrimiçi aracı hizmet sağlayıcı olarak belirlenmesinin önüne geçtiği, Marketplace’in çevrimiçi aracı hizmet sağlayıcı olmaması gerektiği yönünde bir tespitte bulunulmamıştır.

 

3. Messenger’in Temel Platform Hizmeti (TPH) Olarak Belirlenmesine Yönelik İtiraz

Meta’nın, sunduğu hizmetler arasında bulunan Messenger’ın TPH olarak belirlenmesine dört temel başlıkta itiraz etmiştir ancak bu itiraz aşağıda ele alınacak olan her bir başlık altında reddedilmiştir.

 

3.1. Messenger’ın Facebook Sosyal Ağ Hizmetinin Bir Parçası Olup Olmadığının Değerlendirilmesi

DMA m. 3(1)’deki şartları kümülatif olarak taşıyan teşebbüs sunduğu TPH bakımından geçit bekçisi ilan edilmektedir. TPH’ler ise m. 2(2)’de tahdidi olarak sayılmış olup aralarında numaradan bağımsız kişilerarası iletişim hizmeti (NIICS) sunan platformlar da yer almaktadır. NIICS, Elektronik İletişim Yasası (2018/1972 sayılı Direktif) m. 2(7) atfıyla ulusal veya uluslararası numaralandırma planlarındaki bir veya daha fazla numarayla bağlantı kurmayan veya ulusal veya uluslararası numaralandırma planlarındaki bir veya daha fazla numarayla iletişimi sağlamayan kişiler arası iletişim hizmeti olarak tanımlanmakta, WhatsApp gibi hizmetlere işaret etmektedir. Komisyon Messenger’ın Facebook’tan bağımsız bir NIICS hizmeti olduğunu değerlendirmiştir. (para. 40-41)

 

Genel Mahkeme, Messenger’ın bağımsız şekilde kullanılabildiğini, tacir niteliğindeki kullanıcıların tüketicilerle iletişime geçmesini sağladığını ve ayrı bir uygulama üzerinden erişilebildiğini göz önünde bulundurarak Komisyonun tespitini haklı bulmuştur. (para. 42-44) Messenger’ın tüm kullanıcılarının Facebook kullanıcısı olması durumunda dahi bu iki uygulamanın tek platform olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiş ve Messenger’ın ayrı bir uygulama gibi sunulmuş olması da dikkate alınmıştır. (para. 58)

 

Başvuran ayrıca Komisyonun Messenger’a yönelik değerlendirmelerini ayrımcı ve keyfi olduğunu ileri sürmüş; Messenger’a ilişkin kararı Apple iMessage (C/2024/2710), TikTok (C/2024/6122), LinkedIn (C/2023/551), Booking.com (C/2024/4360) gibi platformlara yönelik kararlar ile kıyaslamıştır. Genel Mahkeme, Apple iMessage hizmetiyle Messenger’ı kıyasladığında çevrimiçi sosyal ağ hizmetinin mesajlaşma fonksiyonu olmadığını belirtmiştir. (para. 67) TikTok ve LinkedIn’in mesajlaşma hizmetlerinin ayrı bir uygulama olarak sunulmadığını, Messenger’ın hem ayrı bir uygulama olarak sunulduğunu hem de Facebook hesabından bağımsız şekilde kullanılabildiğini tespit etmiştir. (para. 68) Genel Mahkeme, Booking.com ve ilişkili platformu RentalCars.com uygulamalarıyla kıyaslandığında ise kullanıcıların her iki uygulamaya farklı hesaplarla erişebildiğini ancak farklı uygulamaya gerek kalmadan Booking.com kullanıcılarının RentalCars.com üzerinden araba kiralayabildiğini; dolayısıyla, Booking.com-RentalCars.com ilişkisinin Facebook-Messenger ilişkisinden farklı olduğunu belirterek Komisyonun kararının ayrımcı ve keyfi olmadığına karar vermiştir. (para. 70) Ayrıca, Komisyonun DMA’nın Ekini doğru şekilde uygulayarak farklı kategorilerde bulunan Messenger ve Facebook’u ayrı TPH olarak belirlemesini doğru bulmuş (para. 80) ve sonuç itibariyle Başvuranın bu itirazını da reddetmiştir.

 

3.2. Messenger’ın Numaradan Bağımsız Kişilerarası İletişim Hizmetleri Olarak Belirlenmesi

Bu başlık altında Başvuran, Messenger’ın NIICS olarak nitelendirilmesine itiraz etmemekle birlikte, DMA uyarınca ‘NIICS sunan bir TPH’ olarak belirlenmesinin hatalı olduğunu; sohbet işlevinin sosyal ağ TPH’nin bir parçası olarak görülmesi gerektiğini belirtmiştir. (para. 83-84)

 

Genel Mahkeme, Messenger’ın DMA uyarınca NIICS olarak değerlendirilebileceğini, sosyal ağın bir parçası olsa bile sohbet işlevinin Messenger’ın ayrı bir TPH olarak belirlenmesine engel olmadığını ve AB yasama organının DMA’da bu durumu göz önünde bulundurduğunu belirtmiştir. (para. 98, 99)

 

Komisyon Messenger’ın başka bir uygulamanın ufak ve tali bir özelliği değil de başlı başına ayrı bir uygulama olduğunu belirtmiştir. (para. 100-102) Genel Mahkeme, Başvuranın itirazının dayanaktan yoksun olmadığını ancak Komisyonun gerekli analizleri yaptığını vurgulayarak bu itirazı da reddetmiştir. (para. 104)

 

3.3. Messenger Önemli Bir Geçit Kapısı Mıdır?

Başvuran, DMA m. 3(1)(b) ve m. 3(9)’un yanlış yorumlanarak Messenger’ın önemli bir geçit kapısı olarak belirlenmesinin haksız olduğunu belirtmektedir. Öncelikle Komisyonun m. 3(1)(b)’yi yanlış yorumlayarak m. 3(2)(b)’deki sınırların aşılmadığı yönünde sunulan delilleri kabul etmediği iddia edilmiştir. (para 110) Genel Mahkeme, Komisyonun incelemesi sonucunda Başvuran tarafından sunulan argümanların DMA’daki varsayımları çürütmeye yeterli olmadığına dair kararını doğru bulmuştur. (para. 120) DMA’nın ispat yükünü tersine çevirdiği dikkate alındığında teşebbüsün gerekli delilleri vermesi gerektiğini ve ispat eşiğinin yüksek olduğunu belirtmiştir. (para 120, 121) Başvuranın açıklama ve itirazlarını yetersiz bulmuştur. (para. 126-127)

 

Genel Mahkeme, Başvuranın Samsung internet tarayıcısı, Apple iMessage, Alphabet Gmail, Microsoft Outlook karşısında ayrımcı muameleye maruz kaldığı itirazlarını da değerlendirmiştir. Samsung internet tarayıcısı ile Messenger arasında benzerlik kurulamamıştır. Bahsi geçen diğer uygulamaların ise Messenger ile aynı kategoride (NIICS) olmaları dışında hangi koşullarının kıyaslanabilir nitelikte olduğunun anlaşılamadığını ifade etmiştir. (para. 141-143)

 

Bu başlık altındaki ikinci itiraz, DMA m. 3(9) kapsamında kullanıcı sayısının belirlenmesinde kullanılan kriterdir. Genel Mahkeme, Komisyonun hesaplama yöntemini onaylayarak (para. 158) ayda en az bir kere TPH’yi kullanan veya katılan kullanıcı sayısının hesaplanması gerektiğini belirtmiştir. (para. 151, 154)

 

Başvuranın bu başlık altındaki üçüncü itirazı Komisyonun DMA m. 17(1) ve 17(3) uyarınca piyasa araştırması yapmadan karar vermiş olmasına ilişkindir. (para. 163) Genel Mahkeme, m. 17(1) hükmünün geçit bekçisi olabilecek platformun sunduğu bazı TPH’lerin eşikleri aştığı ancak diğerlerinin aşmadığı durumunda uygulanacağını, söz konusu durumda eşikler aşıldığı için bu maddenin uygulanmayacağını belirtmiştir. (para. 169, 170) DMA m. 17(3) hükmünün ise eşikleri aşsa bile m. 3(1)’deki şartların olup olmadığının incelenmesi için piyasa araştırması yapılmasına yönelik olduğunu, ancak Başvuranın bu yönde yeterli kanıt sunmadığını belirtmiştir. (para. 171)

 

Genel Mahkeme, Microsoft Edge, Bing, Advertising ile Apple iMessage için piyasa araştırması açılmasına rağmen Messenger için araştırma yapılmamış olmasının ayrımcı ve keyfi olmadığının; Komisyonun durumun şartlarını değerlendirip önceki kararlarla bağlı olmadan hareket edebileceğinin; m. 3(5)’in lafzından bu yöntemin takdir yetkisi çerçevesinde kullanılabileceğinin; bahsi geçen uygulamaların aynı kategoride olmadığını dolayısıyla eşit muamele ilkesine aykırılık oluşmadığının ve hatta Apple’ın piyasa araştırması açılması için yeterli delil sunmasına rağmen Messenger bakımından böyle bir durumun söz konusu olmadığının altını çizerek bu itirazı da reddetmiştir. (para. 173-177)

 

3.4. Başvuranın Savunma Hakkı İhlal Edilmiş Midir? 

Son olarak Başvuran, Komisyonun yeni kanıt sunduğunu ve bunlara yorum yapmasına fırsat verilmediği için savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. (para. 179) Genel Mahkeme, Komisyonun sadece karşı çıkılabilecek noktaları bildirmesinin yetmeyeceğini, karşı tarafın dinlenmesi gerektiğini belirtmiştir. (para. 183) Bununla birlikte, Başvuranın bildirimden sonra düzenlenen toplantılarda yorum yapma hakkını elde ettiği (para. 189); bazı bulgulara idari süreçte karşı çıkmadığı (para. 195); sunulan yeni delillerin bu süreçte tartışılan konulara ilişkin olduğu (para. 198); kamuya açık raporlara ilk gözlemlerinde yer verdiği (para. 203); delillerden bazılarının halihazırda Başvuranın sunduğu değerleri destekler nitelikte kullanıldığı (para. 204) görüldüğünden bu hakkın ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

 

Sonuç

Bu karar, Dijital Piyasalar Yasası’nın (DMA’nın) uygulanmasına ilişkin önemli ilkeler ortaya koymasının yanı sıra, Komisyonun geçit bekçisi belirleme sürecindeki takdir yetkisinin sınırlarını da açıklığa kavuşturmaktadır. Genel Mahkeme, Messenger bakımından Komisyonun değerlendirmesini hukuka uygun bularak DMA’da öngörülen geçit bekçisi rejiminin etkili şekilde uygulanmasına yönelik yaklaşımı desteklemiş; buna karşılık Marketplace bakımından, maddi değerlendirmeden ziyade kararın yeterli ve tutarlı şekilde gerekçelendirilmemesi nedeniyle iptal kararı vermiştir. Bu yönüyle karar, DMA kapsamındaki belirleme kararlarının yalnızca ekonomik ve teknik analizlere değil, aynı zamanda AB hukukunun temel ilkelerinden olan idarenin kararlarını gerekçelendirme yükümlülüğüne de uygun olması gerektiğini göstermektedir. Ek olarak, her ne kadar Komisyon kararını geri çektiyse de Genel Mahkeme Başvuranın kaldırılan Komisyon kararına itiraz etmesinde hukuki çıkarı olduğunu vurgulayarak idari kararların karşısında yargı kararlarının etki ve niteliğine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla karar, geçit bekçisi rejiminin uygulanmasında Komisyonun geniş takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmekle birlikte, bu yetkinin etkili yargısal denetime elverişli, açık ve tutarlı gerekçelerle kullanılmasının zorunlu olduğunu, idarenin kararlarının kaldırılmış olmaları halinde dahi denetime tabi olduğunu ortaya koymaktadır.

 

Bu yazıya atıf için: Cemre Çise Kadıoğlu Kumtepe, “Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) Genel Mahkeme’nin 3 Haziran 2026 tarihli Meta Platforms Inc. v Commission (T-1078/23) Kararı”, Yaşayan Avrupa Birliği Hukuku Blogu, 13/5/2026, Link: <https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2026/07/T-1078-23.html> 


Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin.