Covid-19’un Hukuki Yansımaları: Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Ministero della Difesa Kararında Zorunlu Aşılama ve İnanç Temelinde Ayrımcılık
Merve Ağzıtemiz, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi, AB Hukuku Anabilim Dalı
Fotoğraf: United States Census, Wikimedia Commons
GİRİŞ
Avrupa Birliği Adalet Divanı
(ABAD), askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin zorunlu
SARS-CoV-2 aşılamasına bağlanmasına ilişkin verdiği Ministero della Difesa kararında, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam
Direktifi’ndeki
kimi kavramların kapsamına dair önemli değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu dava
ile ABAD, askerî personel ile aynı ortamda görev yapan sivil personel arasında
aşılama yükümlülüğü bakımından farklılık bulunmasının, meslek kategorisine
dayalı bir farklı muamele niteliğinde olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle, söz
konusu muamelenin 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nde sınırlı olarak
sayılan ayrımcılık temelleri kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. ABAD
ayrıca, aşılamaya yönelik itirazın kamu sağlığına ilişkin bilimsel veya politik
görüşlere dayanması hâlinde, bunun Direktif anlamında “inanç” olarak kabul
edilemeyeceğini vurgulamıştır.
Ministero della
Difesa kararının
önemi ile ilgili olarak şu tespitlerde bulunulabilir. Birincisi, İtalya, Fransa
ve Avrupa Komisyonu davaya ilişkin gözlemlerini sunmuştur. İkincisi, Hukuk Sözcüsü
Ćapeta, 20 Kasım 2025 tarihinde Gerekçeli Görüşünü vermiştir. ABAD, dava konusu
olayın hiçbir yeni hukuksal sorun ortaya çıkarmadığı görüşündeyse davanın Hukuk
Sözcüsünün görüşü olmaksızın yürütülmesine karar verebilmektedir (Adalet Divanı Statüsü m.20). O halde, bu davada Hukuk
Sözcüsünün görüşü alındığına göre, dava konusu olayın, yeni hukuksal sorun
ortaya çıkardığı kanaati oluştuğu yönünde bir yorum yapılabilecektir. Üçüncüsü bu
karar, “medya ilgisini çeken veya vatandaşların yaşamında etki doğuran konular
hakkında” kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlayan basın açıklamaları ve dava özetleri arasında kendisine yer bulmuştur. (Ayrıca
bkz.)
Bu yazıda öncelikle
ABAD önüne gelen olay ele alınacak, devamında 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam
Direktifi ve ilgili maddeleri değerlendirilecek ve bu değerlendirme
çerçevesinde ABAD kararı incelenecektir.
VAKALAR
Başvurucu, İtalyan Kara
Kuvvetleri İstihkâm sınıfında görev yapan kıdemli bir subay olup, askerî
personele getirilen SARS-CoV-2 aşılama yükümlülüğüne uymayı reddetmesi
nedeniyle görevinden uzaklaştırılmıştır. (para.11) Başvurucu, bu uygulamaya
karşılık ulusal itiraz yollarına başvurmuş ve kimi iddialar öne sürmüştür.
Birincisi, kendi görev
yaptığı komutanlıkta çalışan sivil personel ile karşılaştırıldığında doğrudan ayrımcılığa
maruz kaldığını iddia etmiştir. Söz konusu sivil personel, meslek ve istihdam
ilişkisi bakımından askerî personelden farklı bir rejime tabi olmakla birlikte,
başvurucununkine benzer görevleri yerine getirmekte ancak aşılama yükümlülüğüne
tabi tutulmamaktadır. (para.12-13)
İkincisi, başvurucu,
aşılanmış askerî personelle karşılaştırıldığında, inançları temelinde dolaylı
ayrımcılığa maruz kaldığını ve bu ayrımcılığın bilimsel temeller üzerinden de
haklı gösterilemediğini öne sürmüştür. Dosyaya sunulan raporlara göre, 48
saatten daha kısa bir süre önce alınmış negatif sürüntü testi sonucu ile işyerine
giren aşısız bir kişi, aşılı çalışma arkadaşlarıyla karşılaştırıldığında,
başkalarını enfekte etme bakımından benzer, hatta daha düşük bir risk
oluşturmaktadır. Bu çerçevede başvurucu, aşılanmayı gerçekten reddetmiş olmakla
birlikte, her 48 saatte bir sürüntü testi yaptırmaya hazır olduğunu belirtmiştir.
(para.14)
Başvurucu, bu iddiasını
desteklemek üzere diğer sektörlerdeki çalışanları da örnek göstermektedir. Buna
göre, İtalyan mevzuatının, SARS-CoV-2 aşılama yükümlülüğüne tabi olmayan ve başvurucunun
çalışma ortamından çok daha fazla kamuya açık çalışma ortamlarında faaliyet
yürüten diğer sektörlerdeki çalışanlar bakımından, aşılama sertifikası ile
negatif sürüntü testi sonucunu eşdeğer kabul ettiğini ileri sürmüştür.
(para.15)
Üçüncüsü, başvurucu Avrupa
Birliği Temel Haklar Şartı’nın (ABTHŞ) 1. ve 24. maddelerinin ihlal
edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucuya göre, görevden uzaklaştırma kararı,
onun mesleki faaliyetini sürdürmesini engellemiş, onu her türlü ücret, tazminat
veya maaştan ve ticari bir şirkette başka bir mesleki faaliyet yürütme
imkânından mahrum bırakmıştır. (para.16)
Bu iddiaların her
birine ilişkin kendi değerlendirmesini ortaya koyan ulusal mahkeme, 2000/78
sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin ve başvurucunun dayandığı ABTHŞ
hükümlerinin askerî personel bakımından da uygulanabileceğini kabul etmektedir.
Bu nedenle, askerî personelin görevine devam edebilmesini zorunlu aşı şartına
bağlayan ulusal düzenlemenin söz konusu hükümlere aykırı olması hâlinde
uygulanmaması gerekecektir. Ancak ulusal mahkeme, somut olayda başvurucunun
ileri sürdüğü AB hukuku ihlalinin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda
tereddüt etmiş ve AB Hukukunun yorumuna ihtiyaç duymuştur. Dolayısıyla bu
konuda yorumunu talep ederek sorularını ön karar prosedürü çerçevesinde ABAD’a
yöneltmiştir.
2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam
Direktifi
2000/78 sayılı Çerçeve
İstihdam Direktifi, iş ve meslek hayatında eşit muamele ilkesini düzenleyen ve
din ve inanç, engellilik, yaş ve cinsel yönelim temelinde ayrımcılığa karşı genel
bir çerçeve oluşturan temel bir hukuki araçtır. (2000/78 sayılı Çerçeve
İstihdam Direktifi m.1) Ayrımcılık temellerini sınırlı sayıda belirleyen bu
Direktif, anılan temellerin kapsamına ilişkin açık bir tanım içermemektedir. Bu
bağlamda örneğin engellilik kavramının içinde hastalık gibi kavramların da
sayılıp sayılamayacağı gibi hususlar ABAD tarafından açıklığa
kavuşturulmaktadır. (Örnek olarak bkz. Case C‑13/05 Navas) Din ve inanç temelinde ayrımcılık
kavramı ise ‘din’ kısmı bakımından kısmen aydınlatılmışsa da ‘inanç’ kısmı
bakımından yoruma ihtiyaç duyuyor gibi görünmektedir. Nitekim, ABAD Ministero
della Difesa kararı ile bu kavramı ele almaya devam etmiştir.
Bu Direktif kapsadığı
ayrımcılık temelleri yanında konu bakımından da sınırlı şekilde düzenlenmiştir.
Bu bağlamda Direktif, belirli bazı alanlar bakımından uygulama alanı
bulmaktadır. Bu alanlar ise, genel olarak; mesleğe erişim koşulları, mesleki
eğitim, işten çıkarma ve ücret dahil istihdam ve çalışma koşulları ve
işçi/işveren kuruluşlarına üyelik ya da bu kuruluşlara dahil olma olarak
sıralanabilecektir. (2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi m.3/1)
2000/78 sayılı Çerçeve
İstihdam Direktifi, eşit muamele ilkesi kapsamında kimi ayrımcılık türlerine de
yer vermektedir. Bu kapsamda doğrudan ayrımcılık, bir kişinin (korunan
ayrımcılık temellerine dayalı olarak) benzer durumdaki diğer bir kişiye göre
daha az lehine olan muamele gördüğü, görmüş olduğu ya da göreceği zaman meydana
gelmiş kabul edilmektedir. (2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi m.2/2(a)
Dolaylı ayrımcılık ise görünüşte tarafsız bir hüküm, ölçüt veya uygulamanın,
korunan ayrımcılık temellerine sahip kişileri, diğer kişilerle karşılaştırıldığında,
özellikle dezavantajlı bir konumda bıraktığı zaman meydana gelmiş kabul
edilmektedir. (2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi m.2/2(b)
2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’ne ilişkin bu çerçeve dikkate alındığında, Ministero della Difesa kararında ABAD’ın ulaştığı sonuçların ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.
KARAR
Yapılan ön karar başvurusu
çerçevesinde ABAD’ın incelediği üç temel soru bulunmaktadır:
Birincisi, 2000/78
Sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin doğrudan ayrımcılığa ilişkin 2/2(a)
maddesinin, askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin şartı
olarak zorunlu aşılamayı öngören, buna karşılık aynı ortamda görev yapan sivil
personeli böyle bir yükümlülüğe tabi tutmayan ulusal mevzuatın önüne geçip
geçmediği sorusu cevaplanmıştır.
ABAD bu soruya yanıt
vermek üzere öncelikle doğrudan ayrımcılık kavramının tanımını yapmıştır. Buna
göre doğrudan ayrımcılık, bir kişinin, karşılaştırılabilir bir durumda bulunan
başka bir kişiye göre daha az elverişli muameleye tabi tutulduğu, tutulmuş
olduğu veya tutulacağı hâllerde gerçekleşmektedir. (para. 32) ABAD, devamla
Direktifin kapsamı hakkında yorum yapmıştır. Buna göre söz konusu olayda, kimi
kişilerin mesleki faaliyetlerini sürdürebilmeleri için zorunlu aşılamaya tabi
tutulmaları, ilgili kişilerin askerî personel veya sivil personel olmalarından
kaynaklanmıştır. Ulusal mevzuat uyarınca, bu farklı istihdam kategorileri, bazı
açılardan ayrı rejimlere tabidir. Dolayısıyla ABAD’a göre buradaki farklı
muamele, söz konusu çalışanların belirli bir meslek kategorisine mensup
olmaları nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda 2000/78 sayılı Direktifin
kapsamını değerlendiren ABAD, ilgili Direktifin sadece belirli (sayılan)
ayrımcılık temellerini kapsadığını vurgulamıştır. Belirli bir meslek
kategorisinde bulunmak ise sayılan bu temeller arasında bulunmamaktadır. Bu
bakımdan, bu tür bir farklı muamelenin, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi
kapsamına girmeyeceği ortaya koyulmuştur. (para.35-37)
İkincisi, ABAD, 2000/78
sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin dolaylı ayrımcılığa ilişkin 2/2(b)
maddesinin nasıl yorumlanması gerektiğini değerlendirmiştir. Bu kapsamda ABAD,
askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin zorunlu aşılamaya
bağlanmasının, özellikle aynı ortamda görev yapan ve aşılamaya itiraz etmeyen
diğer askerî personelle karşılaştırıldığında, inanç temelinde dolaylı ayrımcılık
oluşturup oluşturmadığı sorununu ele almıştır.
ABAD, Direktifteki
dolaylı ayrımcılık tanımını tekrarladıktan sonra, “din ve inanç” ifadesindeki din
kavramının nasıl anlaşılması gerektiğini açıklığa kavuşturarak bu soruyu
yanıtlamaya başlamıştır. ABAD’a göre, “din” kavramı hem forum internum’u,
yani bir dinî inanca sahip olma olgusunu, hem de forum externum’u, yani
dinî inancın kamusal alanda dışa vurulmasını kapsamaktadır. İlgili diğer AB
hukuku kaynaklarındaki kavram kullanımı da değerlendirildiğinde, Direktifin
uygulanması bakımından “din” ve “inanç” kavramlarının ise aynı ayrımcılık temelinin
iki yönü olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı görülmektedir.
ABTHŞ’nin 21.
maddesinden de görüldüğü üzere, “din veya inanç” temeline dayalı ayrımcılık,
“siyasi veya diğer herhangi bir görüş” temeline dayalı ayrımcılıktan
ayrılmalıdır. Dolayısıyla burada “inanç”, yalnızca
dinî inancı değil, felsefi veya manevi nitelikteki inançları da kapsamaktadır. Bu
bağlamda, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi din veya inanç temeli
bakımından koruma getirmekte fakat söz konusu Direktif siyasi görüşler veya
diğer herhangi bir görüş şeklinde anlaşılan kanaatleri kapsamamaktadır. (para
41-43)
Bu çerçevede öncelikle,
başvurucunun inanç temelinde ayrımcılığa uğradığı yönündeki iddiaları ele
alınmıştır. Başvurucu, kendisine dayatılan zorunlu aşılamanın, SARS-CoV-2’nin
bulaşmasını önleme açısından etkisiz olduğunu ve bu aşılamanın sürüntü testiyle
eşdeğer olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvurucu, diğer faaliyet
sektörlerindeki çalışanların işyerlerine ya aşılama sertifikası ya da negatif
sürüntü testi sonucu sunarak erişebildiklerini iddia etmiştir. (para.44)
Başvurucu ayrıca, aşılamanın etkinliği ve olumsuz etkileri bakımından sınırlı bilgi
bulunduğunu öne sürmüş ve aşılı bir kişinin başkalarını enfekte etme riskinin,
negatif sürüntü testi sonucunu almış aşısız bir kişinin riskiyle aynı olduğunu
kanıtlamaya çalışmıştır. ABAD’a göre bu argümanlar, başvurucunun, zorunlu
aşılamaya kendi inançları temelinde karşı çıkmaktan ziyade, ulusal makamların
kamu sağlığı alanındaki tercihlerini ve bu tercihlerin somut olayda kendisine
uygulanma biçimini tartışmaya açtığını göstermektedir. (para. 46)
Hukuk Sözcüsü’nün
görüşünde de belirtildiği üzere, aynı değerlendirme başvurucunun zorunlu
aşılamanın uygulanma biçimine yönelik itirazı bakımından da geçerlidir.
Başvurucu, aşılamanın bir emir yoluyla dayatılması ve bu durumda emri veren
makamın aşının sonuçlarından sorumlu olması yerine, askerî personelin aşıyı
kendi riskleri altında yaptıracakları bir sistemin tercih edilmesini
eleştirmektedir. (para.47) ABAD bu iddiaların, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi
temelindeki “inanç” kavramı kapsamına girmeyeceğini ve genel olarak kamu
sağlığına ilişkin olduklarını vurgulamıştır. (para.48)
Üçüncü olarak ABAD,
uyuşmazlığın ABTHŞ kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunu
ele almıştır. ABAD’a yöneltilen soru, zorunlu aşılamayı reddeden çalışanın iş
sözleşmesinin askıya alınmasının ve bunun sonucunda ailesinin geçimini
sağlayamaz hâle gelmesinin ABTHŞ’nin 1. ve 24. maddelerine aykırı olup
olmadığına ilişkindir.
Burada bir ön bilgi
olarak ABTHŞ’nin ilgili hükümlerinin içeriğinden bahsetmek gereklidir. Buna
göre ABTHŞ’nin 1. maddesi insan onuru kavramını düzenlemektedir. Bu çerçevede,
insan onurunun ihlal edilemeyeceği ve insan onuruna saygı gösterilip korunması
gerektiği hüküm altına almaktadır. ABTHŞ’nin 24. maddesi ise çocuk hakları
başlığını taşımaktadır. Bu düzenlemeyle, çocukların esenlikleri için gerekli
bakım ve korunmadan yararlanma hakları güvence altına alınmış, ayrıca çocuğun
üstün yararı ile ebeveynleriyle ilişkilerini sürdürme hakkı gibi hususlar da
korunmuştur.
ABAD, ABTHŞ’nin ilgili
maddelerini incelemeden önce, ABTHŞ’nin uygulama kapsamına değinmektedir. Buna
göre, ABTHŞ, üye devletlere yalnızca AB hukukunu uyguladıkları durumlarda
yöneltilebilmektedir. ABAD’a göre, “Birlik hukukunu uygulama” kavramı ise AB
hukuku ile ulusal önlem arasında belirli bir bağlantı derecesi bulunmasını
gerektirmektedir. Bu bağlantı, ilgili alanların yalnızca yakın olmasının ya da
bir tarafın diğeri üzerinde dolaylı etki doğurmasının ötesine geçmelidir. (para.
51-52) ABAD, ilk iki soruya verdiği cevaba atıfla, askerî personelin mesleki
faaliyetini sürdürebilmesinin zorunlu aşılamaya bağlanmasından doğan farklı
muamelenin 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin kapsamına girmediğini
yeniden vurgulamıştır. Bu bağlamda, somut olaydaki ulusal mevzuat, ABTHŞ’nin
ilgili düzenlemesi ışığında, “Birlik hukukunu uygulama” olarak değerlendirilemeyecektir.
Dolayısıyla ABAD’a göre ABTHŞ’nin ilgili maddeleri somut olaya uygulanabilir
değildir. (para. 55-56)
Sonuç olarak ABAD,
askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin zorunlu aşılamaya
bağlanmasının, aynı ortamda görev yapan sivil personel için böyle bir
yükümlülük bulunmasa dahi 2000/78 sayılı Direktif’in 2(2)(a) maddesi kapsamına
girmediğine; aşıya itirazın kamu sağlığına ilişkin görüşlere dayanması hâlinde
ise bunun Direktif anlamında “inanç” sayılamayacağına ve bu nedenle söz konusu
farklı muamelenin 2(2)(b) maddesi kapsamında da değerlendirilemeyeceğine karar
vermiştir.
SONUÇ
Ministero della
Difesa kararı,
2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin kapsamına ilişkin önemli bir
hatırlatma niteliğindedir. Karar, işçiler veya personel kategorileri arasındaki
her farklı muamelenin, kendiliğinden AB ayrımcılık hukuku kapsamında yasaklanan
bir ayrımcılık sayılmayabileceğini göstermektedir. Bir farklı muamelenin
Direktif kapsamında incelenebilmesi için, bu muamelenin din veya inanç,
engellilik, yaş ya da cinsel yönelim gibi Direktif’te sınırlı sayıda düzenlenen
ayrımcılık temellerinden biriyle bağlantılı olması gerekir. Bu nedenle ABAD,
askerî personel ile sivil personel arasındaki farklı muamelenin, meslek
kategorisine dayanması sebebiyle, Direktif’in 2/2(a) maddesi kapsamına
girmediği sonucuna varmıştır.
Kararın ikinci önemli
yönü, “inanç” kavramının sınırlarına ilişkindir. ABAD, aşılamaya yönelik
itirazın kamu sağlığına ilişkin bilimsel veya politik değerlendirmelere
dayanması hâlinde, bunun 2000/78 sayılı Direktif anlamında korunan bir “inanç”
olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Böylece ABAD, dinî, felsefi veya
manevi nitelikteki inançlar ile kamu sağlığı politikalarına yönelik görüş veya
itirazlar arasında bir ayrım yapmıştır. Bu yaklaşım, özellikle iş sağlığı ve
güvenliği, aşı, test veya benzeri yükümlülüklere karşı ileri sürülen
itirazların her durumda ayrımcılık yasağı kapsamında korunmayabileceğini
göstermesi bakımından önemlidir.
Son olarak bu karar,
üye devletlerin, askerî personel bakımından sınırsız bir takdir yetkisine sahip
olduğu anlamına gelmemektedir. Bu tür ulusal tedbirler, gerekli şartları
taşıması hâlinde AB hukukunun ilgili düzenlemeleri bakımından denetlenebilir
durumdadır.
Bu yazıya atıf için: Merve Ağzıtemiz, "Covid-19’un Hukuki Yansımaları: Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Ministero della Difesa Kararında Zorunlu Aşılama ve İnanç Temelinde Ayrımcılık" Yaşayan Avrupa Birliği Hukuku Blogu, 29 Haziran 2026, https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2026/06/covid-19un-hukuki-yansmalar-avrupa.html