29 June 2026

Covid-19’un Hukuki Yansımaları: Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Ministero della Difesa Kararında Zorunlu Aşılama ve İnanç Temelinde Ayrımcılık

Covid-19’un Hukuki Yansımaları: Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Ministero della Difesa Kararında Zorunlu Aşılama ve İnanç Temelinde Ayrımcılık



Merve Ağzıtemiz, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, AB Hukuku Anabilim Dalı

Fotoğraf: United States Census, Wikimedia Commons

 

GİRİŞ

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin zorunlu SARS-CoV-2 aşılamasına bağlanmasına ilişkin verdiği Ministero della Difesa kararında, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifindeki kimi kavramların kapsamına dair önemli değerlendirmelerde bulunmuştur. Bu dava ile ABAD, askerî personel ile aynı ortamda görev yapan sivil personel arasında aşılama yükümlülüğü bakımından farklılık bulunmasının, meslek kategorisine dayalı bir farklı muamele niteliğinde olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle, söz konusu muamelenin 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nde sınırlı olarak sayılan ayrımcılık temelleri kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir. ABAD ayrıca, aşılamaya yönelik itirazın kamu sağlığına ilişkin bilimsel veya politik görüşlere dayanması hâlinde, bunun Direktif anlamında “inanç” olarak kabul edilemeyeceğini vurgulamıştır.

Ministero della Difesa kararının önemi ile ilgili olarak şu tespitlerde bulunulabilir. Birincisi, İtalya, Fransa ve Avrupa Komisyonu davaya ilişkin gözlemlerini sunmuştur. İkincisi, Hukuk Sözcüsü Ćapeta, 20 Kasım 2025 tarihinde Gerekçeli Görüşünü vermiştir. ABAD, dava konusu olayın hiçbir yeni hukuksal sorun ortaya çıkarmadığı görüşündeyse davanın Hukuk Sözcüsünün görüşü olmaksızın yürütülmesine karar verebilmektedir (Adalet Divanı Statüsü m.20). O halde, bu davada Hukuk Sözcüsünün görüşü alındığına göre, dava konusu olayın, yeni hukuksal sorun ortaya çıkardığı kanaati oluştuğu yönünde bir yorum yapılabilecektir. Üçüncüsü bu karar, “medya ilgisini çeken veya vatandaşların yaşamında etki doğuran konular hakkında” kamuoyunu bilgilendirmeyi amaçlayan basın açıklamaları ve dava özetleri arasında kendisine yer bulmuştur. (Ayrıca bkz.)

Bu yazıda öncelikle ABAD önüne gelen olay ele alınacak, devamında 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi ve ilgili maddeleri değerlendirilecek ve bu değerlendirme çerçevesinde ABAD kararı incelenecektir.

 

VAKALAR

Başvurucu, İtalyan Kara Kuvvetleri İstihkâm sınıfında görev yapan kıdemli bir subay olup, askerî personele getirilen SARS-CoV-2 aşılama yükümlülüğüne uymayı reddetmesi nedeniyle görevinden uzaklaştırılmıştır. (para.11) Başvurucu, bu uygulamaya karşılık ulusal itiraz yollarına başvurmuş ve kimi iddialar öne sürmüştür.

Birincisi, kendi görev yaptığı komutanlıkta çalışan sivil personel ile karşılaştırıldığında doğrudan ayrımcılığa maruz kaldığını iddia etmiştir. Söz konusu sivil personel, meslek ve istihdam ilişkisi bakımından askerî personelden farklı bir rejime tabi olmakla birlikte, başvurucununkine benzer görevleri yerine getirmekte ancak aşılama yükümlülüğüne tabi tutulmamaktadır. (para.12-13)

İkincisi, başvurucu, aşılanmış askerî personelle karşılaştırıldığında, inançları temelinde dolaylı ayrımcılığa maruz kaldığını ve bu ayrımcılığın bilimsel temeller üzerinden de haklı gösterilemediğini öne sürmüştür. Dosyaya sunulan raporlara göre, 48 saatten daha kısa bir süre önce alınmış negatif sürüntü testi sonucu ile işyerine giren aşısız bir kişi, aşılı çalışma arkadaşlarıyla karşılaştırıldığında, başkalarını enfekte etme bakımından benzer, hatta daha düşük bir risk oluşturmaktadır. Bu çerçevede başvurucu, aşılanmayı gerçekten reddetmiş olmakla birlikte, her 48 saatte bir sürüntü testi yaptırmaya hazır olduğunu belirtmiştir. (para.14)

Başvurucu, bu iddiasını desteklemek üzere diğer sektörlerdeki çalışanları da örnek göstermektedir. Buna göre, İtalyan mevzuatının, SARS-CoV-2 aşılama yükümlülüğüne tabi olmayan ve başvurucunun çalışma ortamından çok daha fazla kamuya açık çalışma ortamlarında faaliyet yürüten diğer sektörlerdeki çalışanlar bakımından, aşılama sertifikası ile negatif sürüntü testi sonucunu eşdeğer kabul ettiğini ileri sürmüştür. (para.15)

Üçüncüsü, başvurucu Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın (ABTHŞ) 1. ve 24. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Başvurucuya göre, görevden uzaklaştırma kararı, onun mesleki faaliyetini sürdürmesini engellemiş, onu her türlü ücret, tazminat veya maaştan ve ticari bir şirkette başka bir mesleki faaliyet yürütme imkânından mahrum bırakmıştır. (para.16)

Bu iddiaların her birine ilişkin kendi değerlendirmesini ortaya koyan ulusal mahkeme, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin ve başvurucunun dayandığı ABTHŞ hükümlerinin askerî personel bakımından da uygulanabileceğini kabul etmektedir. Bu nedenle, askerî personelin görevine devam edebilmesini zorunlu aşı şartına bağlayan ulusal düzenlemenin söz konusu hükümlere aykırı olması hâlinde uygulanmaması gerekecektir. Ancak ulusal mahkeme, somut olayda başvurucunun ileri sürdüğü AB hukuku ihlalinin gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda tereddüt etmiş ve AB Hukukunun yorumuna ihtiyaç duymuştur. Dolayısıyla bu konuda yorumunu talep ederek sorularını ön karar prosedürü çerçevesinde ABAD’a yöneltmiştir.

 

2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi

2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi, iş ve meslek hayatında eşit muamele ilkesini düzenleyen ve din ve inanç, engellilik, yaş ve cinsel yönelim temelinde ayrımcılığa karşı genel bir çerçeve oluşturan temel bir hukuki araçtır. (2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi m.1) Ayrımcılık temellerini sınırlı sayıda belirleyen bu Direktif, anılan temellerin kapsamına ilişkin açık bir tanım içermemektedir. Bu bağlamda örneğin engellilik kavramının içinde hastalık gibi kavramların da sayılıp sayılamayacağı gibi hususlar ABAD tarafından açıklığa kavuşturulmaktadır. (Örnek olarak bkz. Case C‑13/05 Navas) Din ve inanç temelinde ayrımcılık kavramı ise ‘din’ kısmı bakımından kısmen aydınlatılmışsa da ‘inanç’ kısmı bakımından yoruma ihtiyaç duyuyor gibi görünmektedir. Nitekim, ABAD Ministero della Difesa kararı ile bu kavramı ele almaya devam etmiştir.

Bu Direktif kapsadığı ayrımcılık temelleri yanında konu bakımından da sınırlı şekilde düzenlenmiştir. Bu bağlamda Direktif, belirli bazı alanlar bakımından uygulama alanı bulmaktadır. Bu alanlar ise, genel olarak; mesleğe erişim koşulları, mesleki eğitim, işten çıkarma ve ücret dahil istihdam ve çalışma koşulları ve işçi/işveren kuruluşlarına üyelik ya da bu kuruluşlara dahil olma olarak sıralanabilecektir. (2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi m.3/1)

2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi, eşit muamele ilkesi kapsamında kimi ayrımcılık türlerine de yer vermektedir. Bu kapsamda doğrudan ayrımcılık, bir kişinin (korunan ayrımcılık temellerine dayalı olarak) benzer durumdaki diğer bir kişiye göre daha az lehine olan muamele gördüğü, görmüş olduğu ya da göreceği zaman meydana gelmiş kabul edilmektedir. (2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi m.2/2(a) Dolaylı ayrımcılık ise görünüşte tarafsız bir hüküm, ölçüt veya uygulamanın, korunan ayrımcılık temellerine sahip kişileri, diğer kişilerle karşılaştırıldığında, özellikle dezavantajlı bir konumda bıraktığı zaman meydana gelmiş kabul edilmektedir. (2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi m.2/2(b)

2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’ne ilişkin bu çerçeve dikkate alındığında, Ministero della Difesa kararında ABAD’ın ulaştığı sonuçların ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.


KARAR

Yapılan ön karar başvurusu çerçevesinde ABAD’ın incelediği üç temel soru bulunmaktadır:

Birincisi, 2000/78 Sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin doğrudan ayrımcılığa ilişkin 2/2(a) maddesinin, askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin şartı olarak zorunlu aşılamayı öngören, buna karşılık aynı ortamda görev yapan sivil personeli böyle bir yükümlülüğe tabi tutmayan ulusal mevzuatın önüne geçip geçmediği sorusu cevaplanmıştır.

ABAD bu soruya yanıt vermek üzere öncelikle doğrudan ayrımcılık kavramının tanımını yapmıştır. Buna göre doğrudan ayrımcılık, bir kişinin, karşılaştırılabilir bir durumda bulunan başka bir kişiye göre daha az elverişli muameleye tabi tutulduğu, tutulmuş olduğu veya tutulacağı hâllerde gerçekleşmektedir. (para. 32) ABAD, devamla Direktifin kapsamı hakkında yorum yapmıştır. Buna göre söz konusu olayda, kimi kişilerin mesleki faaliyetlerini sürdürebilmeleri için zorunlu aşılamaya tabi tutulmaları, ilgili kişilerin askerî personel veya sivil personel olmalarından kaynaklanmıştır. Ulusal mevzuat uyarınca, bu farklı istihdam kategorileri, bazı açılardan ayrı rejimlere tabidir. Dolayısıyla ABAD’a göre buradaki farklı muamele, söz konusu çalışanların belirli bir meslek kategorisine mensup olmaları nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda 2000/78 sayılı Direktifin kapsamını değerlendiren ABAD, ilgili Direktifin sadece belirli (sayılan) ayrımcılık temellerini kapsadığını vurgulamıştır. Belirli bir meslek kategorisinde bulunmak ise sayılan bu temeller arasında bulunmamaktadır. Bu bakımdan, bu tür bir farklı muamelenin, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi kapsamına girmeyeceği ortaya koyulmuştur. (para.35-37)

İkincisi, ABAD, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin dolaylı ayrımcılığa ilişkin 2/2(b) maddesinin nasıl yorumlanması gerektiğini değerlendirmiştir. Bu kapsamda ABAD, askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin zorunlu aşılamaya bağlanmasının, özellikle aynı ortamda görev yapan ve aşılamaya itiraz etmeyen diğer askerî personelle karşılaştırıldığında, inanç temelinde dolaylı ayrımcılık oluşturup oluşturmadığı sorununu ele almıştır.

ABAD, Direktifteki dolaylı ayrımcılık tanımını tekrarladıktan sonra, “din ve inanç” ifadesindeki din kavramının nasıl anlaşılması gerektiğini açıklığa kavuşturarak bu soruyu yanıtlamaya başlamıştır. ABAD’a göre, “din” kavramı hem forum internum’u, yani bir dinî inanca sahip olma olgusunu, hem de forum externum’u, yani dinî inancın kamusal alanda dışa vurulmasını kapsamaktadır. İlgili diğer AB hukuku kaynaklarındaki kavram kullanımı da değerlendirildiğinde, Direktifin uygulanması bakımından “din” ve “inanç” kavramlarının ise aynı ayrımcılık temelinin iki yönü olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşıldığı görülmektedir.

ABTHŞ’nin 21. maddesinden de görüldüğü üzere, “din veya inanç” temeline dayalı ayrımcılık, “siyasi veya diğer herhangi bir görüş” temeline dayalı ayrımcılıktan ayrılmalıdır. Dolayısıyla burada “inanç”, yalnızca dinî inancı değil, felsefi veya manevi nitelikteki inançları da kapsamaktadır. Bu bağlamda, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi din veya inanç temeli bakımından koruma getirmekte fakat söz konusu Direktif siyasi görüşler veya diğer herhangi bir görüş şeklinde anlaşılan kanaatleri kapsamamaktadır. (para 41-43)

Bu çerçevede öncelikle, başvurucunun inanç temelinde ayrımcılığa uğradığı yönündeki iddiaları ele alınmıştır. Başvurucu, kendisine dayatılan zorunlu aşılamanın, SARS-CoV-2’nin bulaşmasını önleme açısından etkisiz olduğunu ve bu aşılamanın sürüntü testiyle eşdeğer olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda başvurucu, diğer faaliyet sektörlerindeki çalışanların işyerlerine ya aşılama sertifikası ya da negatif sürüntü testi sonucu sunarak erişebildiklerini iddia etmiştir. (para.44) Başvurucu ayrıca, aşılamanın etkinliği ve olumsuz etkileri bakımından sınırlı bilgi bulunduğunu öne sürmüş ve aşılı bir kişinin başkalarını enfekte etme riskinin, negatif sürüntü testi sonucunu almış aşısız bir kişinin riskiyle aynı olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. ABAD’a göre bu argümanlar, başvurucunun, zorunlu aşılamaya kendi inançları temelinde karşı çıkmaktan ziyade, ulusal makamların kamu sağlığı alanındaki tercihlerini ve bu tercihlerin somut olayda kendisine uygulanma biçimini tartışmaya açtığını göstermektedir. (para. 46)

Hukuk Sözcüsü’nün görüşünde de belirtildiği üzere, aynı değerlendirme başvurucunun zorunlu aşılamanın uygulanma biçimine yönelik itirazı bakımından da geçerlidir. Başvurucu, aşılamanın bir emir yoluyla dayatılması ve bu durumda emri veren makamın aşının sonuçlarından sorumlu olması yerine, askerî personelin aşıyı kendi riskleri altında yaptıracakları bir sistemin tercih edilmesini eleştirmektedir. (para.47) ABAD bu iddiaların, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi temelindeki “inanç” kavramı kapsamına girmeyeceğini ve genel olarak kamu sağlığına ilişkin olduklarını vurgulamıştır. (para.48)

Üçüncü olarak ABAD, uyuşmazlığın ABTHŞ kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunu ele almıştır. ABAD’a yöneltilen soru, zorunlu aşılamayı reddeden çalışanın iş sözleşmesinin askıya alınmasının ve bunun sonucunda ailesinin geçimini sağlayamaz hâle gelmesinin ABTHŞ’nin 1. ve 24. maddelerine aykırı olup olmadığına ilişkindir.

Burada bir ön bilgi olarak ABTHŞ’nin ilgili hükümlerinin içeriğinden bahsetmek gereklidir. Buna göre ABTHŞ’nin 1. maddesi insan onuru kavramını düzenlemektedir. Bu çerçevede, insan onurunun ihlal edilemeyeceği ve insan onuruna saygı gösterilip korunması gerektiği hüküm altına almaktadır. ABTHŞ’nin 24. maddesi ise çocuk hakları başlığını taşımaktadır. Bu düzenlemeyle, çocukların esenlikleri için gerekli bakım ve korunmadan yararlanma hakları güvence altına alınmış, ayrıca çocuğun üstün yararı ile ebeveynleriyle ilişkilerini sürdürme hakkı gibi hususlar da korunmuştur.

ABAD, ABTHŞ’nin ilgili maddelerini incelemeden önce, ABTHŞ’nin uygulama kapsamına değinmektedir. Buna göre, ABTHŞ, üye devletlere yalnızca AB hukukunu uyguladıkları durumlarda yöneltilebilmektedir. ABAD’a göre, “Birlik hukukunu uygulama” kavramı ise AB hukuku ile ulusal önlem arasında belirli bir bağlantı derecesi bulunmasını gerektirmektedir. Bu bağlantı, ilgili alanların yalnızca yakın olmasının ya da bir tarafın diğeri üzerinde dolaylı etki doğurmasının ötesine geçmelidir. (para. 51-52) ABAD, ilk iki soruya verdiği cevaba atıfla, askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin zorunlu aşılamaya bağlanmasından doğan farklı muamelenin 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin kapsamına girmediğini yeniden vurgulamıştır. Bu bağlamda, somut olaydaki ulusal mevzuat, ABTHŞ’nin ilgili düzenlemesi ışığında, “Birlik hukukunu uygulama” olarak değerlendirilemeyecektir. Dolayısıyla ABAD’a göre ABTHŞ’nin ilgili maddeleri somut olaya uygulanabilir değildir. (para. 55-56)

Sonuç olarak ABAD, askerî personelin mesleki faaliyetini sürdürebilmesinin zorunlu aşılamaya bağlanmasının, aynı ortamda görev yapan sivil personel için böyle bir yükümlülük bulunmasa dahi 2000/78 sayılı Direktif’in 2(2)(a) maddesi kapsamına girmediğine; aşıya itirazın kamu sağlığına ilişkin görüşlere dayanması hâlinde ise bunun Direktif anlamında “inanç” sayılamayacağına ve bu nedenle söz konusu farklı muamelenin 2(2)(b) maddesi kapsamında da değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir.

 

SONUÇ

Ministero della Difesa kararı, 2000/78 sayılı Çerçeve İstihdam Direktifi’nin kapsamına ilişkin önemli bir hatırlatma niteliğindedir. Karar, işçiler veya personel kategorileri arasındaki her farklı muamelenin, kendiliğinden AB ayrımcılık hukuku kapsamında yasaklanan bir ayrımcılık sayılmayabileceğini göstermektedir. Bir farklı muamelenin Direktif kapsamında incelenebilmesi için, bu muamelenin din veya inanç, engellilik, yaş ya da cinsel yönelim gibi Direktif’te sınırlı sayıda düzenlenen ayrımcılık temellerinden biriyle bağlantılı olması gerekir. Bu nedenle ABAD, askerî personel ile sivil personel arasındaki farklı muamelenin, meslek kategorisine dayanması sebebiyle, Direktif’in 2/2(a) maddesi kapsamına girmediği sonucuna varmıştır.

Kararın ikinci önemli yönü, “inanç” kavramının sınırlarına ilişkindir. ABAD, aşılamaya yönelik itirazın kamu sağlığına ilişkin bilimsel veya politik değerlendirmelere dayanması hâlinde, bunun 2000/78 sayılı Direktif anlamında korunan bir “inanç” olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. Böylece ABAD, dinî, felsefi veya manevi nitelikteki inançlar ile kamu sağlığı politikalarına yönelik görüş veya itirazlar arasında bir ayrım yapmıştır. Bu yaklaşım, özellikle iş sağlığı ve güvenliği, aşı, test veya benzeri yükümlülüklere karşı ileri sürülen itirazların her durumda ayrımcılık yasağı kapsamında korunmayabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.

Son olarak bu karar, üye devletlerin, askerî personel bakımından sınırsız bir takdir yetkisine sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Bu tür ulusal tedbirler, gerekli şartları taşıması hâlinde AB hukukunun ilgili düzenlemeleri bakımından denetlenebilir durumdadır.


Bu yazıya atıf için: Merve Ağzıtemiz, "Covid-19’un Hukuki Yansımaları: Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın Ministero della Difesa Kararında Zorunlu Aşılama ve İnanç Temelinde Ayrımcılık" Yaşayan Avrupa Birliği  Hukuku Blogu, 29 Haziran 2026, https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2026/06/covid-19un-hukuki-yansmalar-avrupa.html

No comments:

Post a Comment