13 May 2026

Dijital Hizmetler Yasası’nı Çok Büyük Çevrimiçi Platformlara Uygulamak: Genel Mahkeme’nin 19 Kasım 2025 tarihli Amazon EU Sàrl v Commission (T-367/23) Kararı

 

*Görsel, blog editörü tarafından yapay zekâ destekli bir araç kullanılarak üretilmiştir.

 

Cemre Çise Kadıoğlu Kumtepe

Dr. Öğr. Üyesi,

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi

Bilişim ve Teknoloji Hukuku Anabilim Dalı

 

Giriş

Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD) bünyesindeki Genel Mahkeme, 19 Kasım 2025 tarihinde Amazon EU Sàrl v Commission (T‑367/23) davasındaki kararını açıklamış; Komisyon’un Amazon Store’un çok büyük çevrimiçi platform olarak belirlenmesi yönündeki kararını haklı bulmuştur. Karar, iddiaların kabul edilebilirliğine yönelik tartışmalara ek olarak, sistemik risk kavramının ele alınması, AB Temel Haklar Şartı altındaki hakların ve yasama yetkisinin sınırlarının Dijital Hizmetler Yasası (“Digital Services Act – DSA”) olarak kısaltılan 2022/2065 (EU) sayılı Dijital Hizmetler İçin Tek Pazar Hakkında Tüzük bağlamında değerlendirilmesi nedeniyle önem arz etmektedir. Karar aynı zamanda DSA’nın yorumlanmasına yönelik ilk detaylı karar olduğundan dikkate değerdir. 

16 Kasım 2022’de yürürlüğe giren ve 17 Şubat 2024 tarihinde uygulanmaya başlayan DSA, Avrupa Birliği’nde aracılık hizmetleri bakımından iç pazarın düzgün işleyişini tesis ederken, yenilikçiliği korumayı, AB Temel Haklar Şartı’nda yer alan temel hakların etkili şekilde korunduğu güvenli, öngörülebilir ve güvenilir çevrimiçi ortam yaratmayı hedefleyen kapsamlı bir platform düzenlemesidir. (DSA m.1(1)) Bu bağlamda tüketicinin en yüksek düzeyde korunması da DSA’nın temel amaçları arasında yer almaktadır. 

DSA, aracılık hizmeti sağlayıcılarına ilişkin sınırlı ve koşullu muafiyet hallerini düzenlemekte ve bu aracıları sınıflandırarak kategorilerine göre uyarlanmış farklı özen yükümlülükleri getirmektedir. (DSA m. 1(2)) Bu yükümlülükler kademeli olarak düzenlenmiş, en sıkı özen yükümlülükleri çevrimiçi platformların alt kategorisi olan çok büyük çevrimiçi platformlar (“very large online platforms – VLOPs”) ve çok büyük çevrimiçi arama motorları (“very large online search engines – VLOSEs”) olarak belirlenen aracı hizmet sağlayıcılara getirilmiştir.     

Komisyon, DSA m. 33 uyarınca 25 Nisan 2023 itibariyle 17 platformu VLOP ve VLOSE olarak belirlemiştir. Bu kapsamda Amazon EU Sàrl’nin işlettiği Amazon Store, VLOP olarak belirlenmiş, Amazon EU Sàrl ise, Genel Mahkeme önünde, Komisyon’un bu kararının iptali için dava açmıştır. Genel Mahkeme ise bu davayı reddetmiştir. Bu yazıda, DSA çerçevesinde çok büyük çevrimiçi platform kavramı olarak belirlenme süreci ile sonuçları, Komisyon ve Genel Mahkeme kararı çerçevesinde ele alınacaktır.

 

1. Uyuşmazlığın Konusu

Davacı Amazon EU Sàrl (“Davacı”), tüketici ürünlerini pazarlayan veya başka satıcıların bu tür ürünleri satmasına aracılık eden çevrimiçi pazaryeri olarak nitelendirilebilecek Amazon Store’u (“Amazon”) işletmektedir. Komisyon, DSA m. 33(4)’e dayanarak Amazon’u çok büyük çevrimiçi platform (“VLOP”) olarak belirlemiştir. Davacı ve yanında Alman E-ticaret Birliği (Bundesverband E-Commerce und Versandhandel Deutschland eV (bevh)) itiraz edilen kararın iptal edilmesini veya DSA m. 38 ve m. 39 uyarınca doğan yükümlülüklerinden muaf olacak şekilde kararın kısmen iptal edilmesini ve Komisyon’un masraflara katlanmasını talep etmiştir. (para. 9). Komisyon ve yanında Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği Konseyi ile Avrupa Tüketici Organizasyonu (Bureau européen des unions de consommateurs (BEUC)) Genel Mahkeme’nin davayı reddetmesini ve Davacı aleyhine masraflara hükmetmesini talep etmiştir. (para. 10-11). Davacı, Komisyon kararının iptal edilmesi maksadıyla DSA m.33(1), 38 ve 39’un hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir.

Komisyon, Konsey ve BEUC Davacı’nın iddialarının kabul edilemez (inadmissible) olduğunu ileri sürmüşse de Genel Mahkeme kabul edilebilirlik itirazını reddederek davayı esastan incelemeye geçmiştir. Mahkeme, DSA m. 33(1)’in hukuka aykırılık itirazını öncelikle ele almış ve bu hükmün AB Temel Haklar Şartı m. 7, 11(1), 16, 17(1) ve 20’ye aykırılık teşkil edip etmediğini değerlendirmiş ve hukuka aykırılık tespit etmemiştir. Davacı’nın DSA m. 38 ve 39’a yönelik hukuka aykırılık itirazlarını ise söz konusu maddeler m. 33(1) ile ilişkili olduğundan ayrıca değerlendirmemiş ve hukuka aykırı bulmamıştır (para. 208-209).

 

2. DSA Uyarınca Çok Büyük Çevrimiçi Platform (VLOP) Kavramı ve VLOP Olarak Belirlenme Süreci

Çok büyük çevrimiçi platformlar (VLOP), üç aracı hizmet sağlayıcı türünden biri olan ‘yer sağlama hizmet sağlayıcıları’ arasında sayılan çevrimiçi platformlar arasında yer alan ve DSA’daki bazı eşikleri geçtikleri için daha sıkı özen yükümlülüklerine tabi tutulması öngörülen platformları ifade etmektedir. DSA m. 33(1)’de belirlenen bu eşiğe göre aylık ortalama aktif hizmet alıcısı sayısı 45 milyona eşit veya daha fazla olan platformlar VLOP olarak nitelendirilmektedir. DSA m. 33(4) ise Komisyon’a bu eşikleri aşan platformları re’sen veya platformun sağladığı veriler doğrultusunda VLOP olarak belirleme yetkisi vermektedir. Komisyon bir platformu VLOP olarak belirleyeceği yönündeki ön bulgularını platforma ileterek 10 gün içinde görüş sunmasını ister ancak platformun herhangi bir görüş sunmaması VLOP olarak belirlenmesi önünde engel teşkil etmemektedir. VLOP olarak belirlenen platformlar Komisyon tarafından tutulan veri tabanında listelenmektedir.

 

3. VLOP’ların Uyması Gereken Ek Özen Yükümlülükleri

VLOP’lar diğer aracı hizmet sağlayıcılarının ve bunlar özelinde çevrimiçi platformların tabi olduğu özen yükümlülüklerine ek olarak DSA Bölüm III, Kısım 5 altında yer alan m. 33-43 hükümlerine uymak zorundadır. Bu maddelerde özetle, VLOP’ların belirlenmesi (m. 33), VLOP’ların risk değerlendirmesi yapması (m. 34), tespit edilen risklerin giderilmesi yönünde alınacak tedbirlerin belirlenmesi (m. 35), olağanüstü hallerde devreye sokulacak kriz yönetim mekanizması oluşturulması (m. 36), ek yükümlülüklerine uyumlarının denetlenmesi için bağımsız denetim sürecinin yürütülmesi (m. 37), öneri sistemleri arasında profillemeye dayanmayan en az bir seçeneğin bulundurulması (m. 38), çevrimiçi reklamcılıkta şeffaflığın artırılması adına kütüphane oluşturulması (m. 39), izin verilen araştırmacılara kamu yararına yapacakları araştırmalarda kullanmak üzere veri sağlanması (m. 40), DSA yükümlülüklerine uyumun sağlanması süreçlerini yönetecek uyum biriminin oluşturulması (m. 41), şeffaflık bildirim yükümlülükleri (m. 42) ve Komisyon’un denetimi için ücret ödenmesi (m. 43) düzenlenmektedir. 

Söz konusu uyuşmazlıkta Davacı, m. 33(1) kapsamına girmesi nedeniyle tabi olduğu m. 38, m. 39 ve m. 40 yükümlülüklerinin AB Temel Haklar Şartı m. 7, 11(1), 16, 17(1) ve 20’ye aykırılık teşkil ettiğini ileri sürdüğünden öncelikle bu yükümlülüklere değinilecek, ardından tarafların iddiaları ve Genel Mahkeme’nin değerlendirmeleri ele alınacaktır.

 

3.1. Öneri Sistemlerine Yönelik Ek Yükümlülükler (m. 38)

DSA m. 27’de büyüklüklerinden bağımsız olarak tüm çevrimiçi platformların öneri sistemlerinde kullandıkları parametrelere yönelik bazı bilgileri açıklamaları gerekmektedir. DSA m. 38 ise m. 27’de yer alan öneri sistemleri şeffaflığına ek olarak getirilmiştir. DSA m. 38, VLOP ve VLOSE’ler öneri sistemlerini oluştururken bu sistemlerden en az birinin 2016/679 (EU) Genel Veri Koruma Tüzüğü (GDPR) m. 4(4)’te tanımlanan profilleme yöntemine dayanmaması gerektiğini düzenlemektedir. Bu hüküm uyarınca profilleme, kişisel verilerin otomatik şekilde işlenmesi neticesinde gerçek kişinin özellikle işteki performansı, ekonomik durumu, sağlığı, kişisel tercihleri, ilgi alanları, güvenilirlikleri, davranışları, konum ve hareketlerinin incelenmesi veya tahmin edilmesini ifade etmektedir. 

Bu kapsamda VLOP’ların öneri sistemlerinde profilleme yapmalarında bir engel olmamakla birlikte bu sistemlerden en az birinin profilleme yöntemiyle yapılmaması, başka bir deyişle kişilerin verilerini kullanarak onlara ilişkin inceleme ve tahminlerde bulunulmaması gerekmektedir.

 

3.2. Reklamcılık Faaliyetlerine Yönelik Ek Yükümlülükler (m. 39)

DSA m. 27’de büyüklüklerinden bağımsız olarak tüm çevrimiçi platformlarda gösterilen reklamlara ilişkin bazı şeffaflık yükümlülükleri getirilmiştir. DSA m. 39 bunlara ek olarak VLOP ve VLOSE’lere bazı yükümlülükler getirmiştir. Bunlar arasında reklamın içeriği, reklamın kimin tarafından verildiği, reklam ücretini ödeyen kişi, reklamın gösterilme süresi, reklamın hedef kitlesi, ticari iletiler, reklamın ulaştığı kullanıcı sayısı gibi bilgilerin yer aldığı reklam kütüphanesi oluşturma zorunluluğu bulunmaktadır. Örneğin, Google’ın veya Meta’nın reklam kütüphanesi çeşitli kriterlerde arama yapılmasına müsaade etmektedir. 

 

3.3. Araştırmacılarla Veri Paylaşımına Yönelik Ek Yükümlülükler (m. 40)

DSA m. 40(4) uyarınca VLOP’lar kriterleri sağlayan araştırmacılara Birlik’teki sistemik risklerin belirlenmesi ve anlaşılması adına sadece araştırma maksadıyla kullanılmak üzere verilere erişim sağlamak zorundadırlar. Bu şartlar arasında araştırma kurumuyla ilişkili olma, ticari çıkarlardan bağımsız olma, araştırma fonunu beyan etme, veri gizlilik ve güvenliğini sağlayabilecek durumda olma, istenen verinin zaman aralığının uygun ve orantılı olması, araştırma sonuçlarının kamuya açık ve ücretsiz şekilde paylaşılması bulunmaktadır. (DSA m. 40(8)) 

 

4. DSA m. 33(1)’in AB Temel Haklar Şartı’na Aykırılığı

4.1. DSA m. 33(1)’in AB Temel Haklar Şartı m. 16’ya Aykırılığı

AB Temel Haklar Şartı m. 16, teşebbüs özgürlüğünü düzenlemekte, Birlik ile ulusal hukuk ve uygulamalara uygun şekilde ticari faaliyette bulunma özgürlüğünü tanımaktadır. 

Davacı, m. 33(1)’in platforma önemli derecede yük getirerek teşebbüs özgürlüğünü sınırladığını, DSA m. 33-43’te getirilen ek yükümlülüklerin DSA’nın amacına ulaşmak için uygun olmadığını, zira DSA’nın sistemik riskleri azaltma maksadı olmasına rağmen çevrimiçi pazaryeri olarak nitelendirilebilecek Amazon’un bu türden sistemik riske yol açmasının mümkün olmadığını çünkü bir “sistem” olmadığını; daha az kısıtlayıcı ve masraflı önlemler alınabileceğini ileri sürmüştür. 

Genel Mahkeme m. 16’da tanınan hakkın ekonomik ve ticari faaliyette bulunma, sözleşme akdetme ve serbest rekabet özgürlüklerini kapsadığını; sorumluluk halleri çerçevesinde kişilerin ekonomik, teknik ve finansal kaynaklarını kullanımını içerdiğini ve bu kaynakların serbestçe kullanımını engelleyen tedbirlerin bu özgürlüğü ihlal edebileceğini belirtmiştir (para. 49, 50). Tedbirlerin masraflı önlemler alınmasını gerektirmesinin, işletmenin faaliyetlerini düzenlemesinde önemli etki doğurmasının, zor ve karmaşık önlemler alınmasını gerektirmesinin gerçekten kaynakların serbestçe kullanımını engelleyebilecek tedbirler arasında olabileceğini belirtmiştir (para. 53). DSA m. 33-43 arasında düzenlenen hükümlerin de bu yönde tedbirler içerdiğini tespit etmiştir (para. 54). 

Bununla birlikte Genel Mahkeme, AB Temel Haklar Şartı m. 52(1) atfıyla m. 16’nın mutlak hak olmadığını ve maddenin kapsamındaki özgürlüğün kısıtlanabileceğini belirtmiştir. Bu doğrultuda yapılacak kısıtlama (i) yasa ile öngörülmeli, (ii) ilgili hakkın ve özgürlüğün özüne saygı göstermeli, (iii) AB’nin kabul ettiği genel çıkar hedefleri veya başkalarının haklarını ve özgürlüklerini koruma gereksinimi ile yapılmalı, (iv) orantılılık ilkesine uygun olmalıdır (gerekli olmalı ve hedefi veya gereksinimi gerçekten karşılamalıdır). Mahkeme, Davacı’nın kısıtlamanın yasayla yapılmadığı, hakkın özüne zarar verdiğini ve girişimcilik faaliyetlerini etkilediğini iddia etmediğini göz önünde bulundurmuştur (para. 60). Ek olarak, AB yasama organına politik, ekonomik ve sosyal tercihler bakımından geniş yetki tanındığını (para. 57); dolayısıyla alınacak tedbirlerin bir ihlal oluşturması için açıkça uygunsuz (manifestly inappropriate) olması gerektiğini belirtmiştir (para. 58). Bu kapsamda tüketicinin en yüksek düzeyde korunması hakkını gözeterek yapılacak yasama faaliyetleri m. 16 özgürlüğünün kısıtlanmasının gerekçesi olarak görülebilecektir.

 

4.1.1. Çevrimiçi pazaryerlerinin sistemik risk taşımadığı iddiası

DSA m. 34(1) VLOP’ların risk değerlendirmesinde sistemik riskleri belirlemesini zorunlu tutmaktadır. Bu sistemik riskler (i) yasadışı içeriklerin yayılması, (ii) AB Temel Haklar Şartı’nda güvence altına alınan haklar ve özellikle m. 1, 7, 8, 11, 21, 24, 38’deki haklar üzerinde oluşabilecek olumsuz etkiler, (iii) kamusal söylem ve seçim süreçleri ile kamu güvenliği üzerindeki fiili veya öngörülebilir olumsuz etkiler ile (iv) cinsiyet temelli şiddet, kamu sağlığının ve çocukların korunmasına ilişkin fiili veya öngörülebilir olumsuz etkiler ve kişinin fiziksel ve ruhsal esenliğine yönelik ciddi olumsuz sonuçlar olarak sayılmıştır. 

Davacı çevrimiçi pazaryerlerinin finansal sistemler gibi birbirleriyle ilintili kurumlardan oluşan bir “sistem” oluşturmadığını dolayısıyla sistemik risklere yol açamayacağını ileri sürmüştür (para. 69). Davacı, yorum ve reklamların pazarlanan ürünlere ilişkin olduğunu, tüketicileri riske atmadığını ve hatta küçük platformların yasadışı içerik ve ürünlerin yayılmasında daha etkili olduğunu iddia etmiştir (para. 74). 

Genel Mahkeme, DSA’nın platformun bir sistem olup olmadığıyla ilgilenmediğini, topluma yönelik sayılan sistemik risklerin engellenmesinin amaçlandığını ifade etmiştir. Reklam veya yorumların yasadışı ya da politik içerik paylaşımına engel olmadığını, Amazon’un hüküm ve koşullarında da bunlara yönelik kurallar getirildiğini; büyük pazaryerlerinde yasadışı içeriklerin olabileceğini, Amazon’da da bu türden içeriklerin her ne kadar kaldırılmaya çalışılsa da bulunabildiğini tespit etmiştir (para. 73).

 

4.1.2. Daha az kısıtlayıcı tedbirler alınabileceği iddiası

Davacı, DSA’da daha az kısıtlayıcı tedbirler getirilebileceğini ileri sürmüştür. Bunlar arasında (i) çevrimiçi pazaryerlerinin m. 33(1) kapsamından çıkarılması, (ii) platform bazında varsayımlara dayalı niteliksel kriterler getirilmesi ve sadece kullanıcı sayısının baz alınmaması, (iii) m. 39 uyarınca hazırlanacak reklam kütüphanesinin tüm kamuya değil de sadece araştırmacı ve kurumlara açılması bulunmaktadır. 

Genel Mahkeme, çevrimiçi pazaryerlerinin de sistemik risklere yol açabileceğini belirtmiştir. Niteliksel değerlendirmenin VLOP’ların belirlenme sürecini uzatacağını, belirsizliği ve masrafları artıracağını tespit etmiştir (para. 84). Ayrıca, m. 39’daki önlemlerin tüketicilerin maruz kaldıkları reklamlara ilişkin bilgiye erişme imkânı tanıdığını; özellikle çocuklara sunulan reklamlar açısından medya ve tüketici hakları birliklerinin bu kütüphaneyi takip edebileceğini; sadece araştırmacı ve kurumlara açılmasının DSA’nın amaçlarını gerçekleştirmek açısından yetersiz kalacağı sonucuna varmıştır (para. 89).

 

4.1.3. Daha az külfetli tedbirler alınabileceği iddiası

Davacı DSA hükümlerinin daha az külfetli olacak şekilde düzenlenebileceğini m. 38, 39 ve 40 yükümlülükleri özelinde iddia etmiştir. 

Davacı DSA m. 38 uyarınca öneri sistemlerine getirilen kısıtlamanın tüketicileri fırsatlardan haberdar etmeyi engellediğini; dolayısıyla tüketicinin menfaatine olmadığını, sistemik riskleri engellemediğini ve küçük işletmelerin öncelenmesine yol açtığını iddia etmiştir (para. 94). Genel Mahkeme, m. 38 sayesinde VLOP kullanıcılarının kişisel verileri kullanılmadan seçilen ürünlerin kendilerine sunulmasına fırsat tanındığını; VLOP’ların profilleme yapmasına engel olunmadığını ve kullanıcıların profilleme yapılmadan sunulan önerilerden memnun değilse profillemeye dayanarak yapılan öneri sistemine geçebileceğini ve tüketicilere seçme hakkı tanıyarak sistemik risklerin engelleneceğini belirtmiştir. Küçük işletmelerin öncelendiğine dair yeterli bulguya rastlanmamıştır (para. 99). 

Davacı DSA m. 39 yükümlülüklerinin reklam verenin faaliyetlerini açıklamayı gerektirmesi nedeniyle reklam verenlerin VLOP’lar yerine daha küçük platformları tercih etmeye başlayacağını ileri sürmüştür (para. 107). Genel Mahkeme bu konuda yeterli delil sunulmadığını belirtmiş ve Davacı’nın rakiplerinin benzer reklam stratejisi belirleyebiliyor olması yönündeki endişelerini yersiz bulmuştur. Bu kapsamda Davacı, reklamın başarısına yönelik bilgilerin bu strateji için çok önemli olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, reklam içeriğinin m. 39 hükmü olmasa da herkese açık olduğunu, reklam başarısından ürünlerin satış grafiğinin anlaşılması halinde m. 39 uyarınca bu bilgilerin istenmediğini ifade etmiştir (para. 111). 

Davacı, DSA m. 40 uyarınca araştırmacılara çevrimiçi pazaryerlerinin sistemik risk yarattığı ortaya konmamışken sınırsız şekilde veri verilmesinin m. 16 özgürlüğünü ihlal ettiğini belirtmiştir (para. 113). Genel Mahkeme, yukarıdaki iddialarda olduğu üzere çevrimiçi pazaryerlerinin sistemik riske yol açabileceğini yineledikten sonra araştırmacıların platformlardan veri almasına izin veren bu hükmün sistemik risklerin tespiti, belirlenmesi ve anlaşılmasına katkı sunduğunu; platformların araştırmacıdan veri gizliliğine yönelik aldığı tedbirleri göstermesini talep edebileceğini dolayısıyla hak ihlali yaratmadığını ifade etmiştir (para. 118, 119). Davacı yanında bevh’nin, m. 40 hükmünün bilişim sistemlerinin karmaşık şekilde değiştirilmesini gerektirmesi nedeniyle masraflı ve külfetli olduğu yönündeki iddiasına Genel Mahkeme, VLOP’ların kaynaklarının fazla olduğunu ve tüketicinin korunmasını VLOP’lar üzerinde doğabilecek bazı olumsuz etkilerden öncelenmesi gerektiğini belirtmiştir (para. 120).

 

4.2. DSA m. 33(1)’in AB Temel Haklar Şartı m. 17(1)’e Aykırılığı

AB Temel Haklar Şartı m. 17(1), mülkiyet hakkını düzenlemektedir. Davacı DSA m. 33-43 hükümlerinin faaliyetlerini önemli derece etkilediğini dolayısıyla mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür (para. 123). 

Genel Mahkeme mülkiyet hakkının genel çıkarlar için gerekli ise yasayla düzenlenebileceğini ve idari yüklerin mülkiyet hakkına müdahale sayılmayacağını ifade etmiştir (para. 125). Bu hükümlerle idari yük getirilse bile platform sahipliğinin Davacı’dan alınmadığını belirtmiştir (para. 128). Ek olarak Genel Mahkeme, ilgili hükümlerin mülkiyet hakkına müdahale olarak görülmesi durumunda da yukarıda 4.1. Başlıkta ele alınan m. 16’ya ilişkin açıklamalar doğrultusunda ihlal olmadığına hükmetmiştir (para. 128).

 

4.3. DSA m. 33(1)’in AB Temel Haklar Şartı m. 20’ye Aykırılığı

AB Temel Haklar Şartı m. 20 uyarınca herkes yasa önünde eşittir. Davacı arama motorları, sosyal ağlar ve içerik paylaşım hizmetleri ile çevrimiçi pazaryerlerinin sistemik risklerinin aynı olmadığını dolayısıyla farklı platformlara aynı şekilde davranılmasının m.20’yi ihlal ettiğini ileri sürmüştür (para. 131). Genel Mahkeme, çevrimiçi pazaryerlerinin de sistemik riske neden olabileceğini yineledikten sonra bu risklerin sadece tüketicilere yönelik riskler veya tehlikeli ürünlerle sınırlı olmadığını, bilgi ve içeriğin bu platformlarda yayılmasının pazaryerlerinin tali veya önemsiz özelliği olmadığını dolayısıyla DSA’daki ‘çevrimiçi platform’ tanımı kapsamına girdiğini belirtmiştir (para. 140; DSA m. 3(i)). Yasamaya verilen geniş yetkisi çerçevesinde düzenlemenin açıkça uygunsuz ve keyfi uygulamaya sebebiyet vermediği sonucuna ulaşmıştır. 

Davacı, çevrimiçi pazaryerlerinin kullanıcı sayısından ayrı şekilde ele alınması gerektiği; zira, yasadışı içeriğin küçük platformlarda daha hızlı yayıldığı argümanını m. 20 kapsamında tekrar etmiştir (para. 143). Genel Mahkeme, küçük platformlarda yasadışı veya tehlikeli ürünler daha hızlı yayılsa da VLOP olarak belirlenen çevrimiçi pazaryerlerinde bu türden içeriklerin bulunmasına engel olmadığını, ölçek ve etki açısından VLOP’ların etkisinin önemli olduğunu vurgulamıştır (para. 144, 146). Davacı’nın en az üç üye devlette hizmet veren platformların VLOP olabildiğini bunun da eşitlik ilkesine aykırı olduğu yönündeki iddiasını ise Genel Mahkeme üç devlet şartının AB düzeyinde sistemik risk doğurması açısından getirildiği gerekçesiyle kabul etmemiştir (para. 148, 150). 

Son olarak Genel Mahkeme, çevrimiçi pazaryerlerinin kendi ürünlerini satan sitelerden de ayrıştığını, Amazon’da milyonlarca farklı satıcının içerik ürettiğini ve DSA’daki muafiyet rejimi nedeniyle pazaryerinin yasadışı içerikten sorumluluğu doğmadan ve bu tür içeriklerden haberdar olmadan yasadışı içerikleri yayabilme riskine işaret ederek m. 20’nin ihlal edilmediğine karar vermiştir (para. 153-156).

 

4.4. DSA m. 33(1)’in AB Temel Haklar Şartı m. 11(1)’e Aykırılığı

AB Temel Haklar Şartı m. 11(1) ifade özgürlüğünü düzenlemektedir. Davacı m. 38 yükümlülüğünün ticari ifade özgürlüğünü engellediğini iddia etmiştir. Genel Mahkeme m. 11(1)’in Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 10’a tekabül ettiğini ve bu kapsamda ifade özgürlüğünün ticari bilginin reklamcılık faaliyetleri çerçevesinde yayılmasını da içerdiğini belirtmiş, m. 38 hükmünün VLOP’ların öneri sistemlerine yönelik getirdiği kısıtlamaların bu bakımdan ifade özgürlüğünü sınırlayabileceğini belirtmiştir (para. 169). Ancak m. 11’in mutlak hak olmadığını; dolayısıyla yasayla, hakkın özünü zedelemeden, Birlik tarafından tanınan çıkarlar için gerekli ise orantılılık ilkesi çerçevesinde kısıtlanabileceğini ifade etmiştir. Mahkeme diğer kriterlerin sağlandığını tespit ettikten sonra düzenlemenin orantılı olup olmadığını değerlendirmiş ve takdir marjına dikkat çekerek tüketicinin korunmasının önceliklendirildiğini dolayısıyla ihlal olmadığını tespit etmiştir (para. 173).

 

4.5. DSA m. 33(1)’in AB Temel Haklar Şartı m. 7’ye Aykırılığı

AB Temel Haklar Şartı m. 7 özel ve aile yaşamına saygı hakkını düzenlemektedir. Davacı m. 39 uyarınca reklam kütüphanesi oluşturulmasını ve m. 40 çerçevesinde yeterince güvence olmadan araştırmacılara fazla miktarda bilgi aktarım zorunluluğunun sistemik riskleri önlemek için uygun olmadığını ve m. 7 haklarını ihlal ettiğini iddia etmiştir (para. 177).

Genel Mahkeme m. 40 kapsamında araştırmacılara veri aktarılabilmesi için bu araştırmacıların veri güvenliğini ve gizliliğini sağlayabileceklerini göstermiş olmaları gerektiğini belirtmiştir (para. 190). Ayrıca m. 39 kapsamındaki yükümlülüklerde kişisel veri olmadığını; kişisel verinin iletilmesi durumunda m. 7’ye müdahale oluşturabilecek nitelikte olsa da m. 7’deki hakların mutlak olmadığını ve yasayla, hakkın özünü zedelemeden, Birlik tarafından tanınan çıkarlar için gerekli ise orantılılık ilkesi çerçevesinde kısıtlanabileceğini ifade etmiştir. Bu kapsamda düzenlemenin kısa süreliğine sadece belli ekonomik faaliyete (reklamcılık) ilişkin olarak reklamın başarısının açıklanması gerekmeden gizli bilgi niteliği taşımayan reklamın içeriği gibi bilgilerin verilmesi ve hizmet alıcılarının kişisel verilerinin açıklanmasının istenmemesi ihlal oluşturmamaktadır (para. 182). DSA m. 39 reklam verenin kimliğinin açıklanmasını gerekli kılsa da aile ve özel hayata ilişkin bilgi niteliğinde değildir. Reklam veren gerçek kişi ise reklam verme amacıyla tüzel kişi oluşturup kimliğini gizlemesinde bir sakınca bulunmadığı da ifade edilmiştir (para. 197).

 

Sonuç

Bu yazıda incelenen Amazon EU Sàrl v Commission kararı, çevrimiçi pazaryerlerinin DSA kapsamındaki konumunu birçok açıdan netleştirmiştir. 

Öncelikle bir çevrimiçi platformun VLOP olarak belirlenmesi açısından karar, kullanıcı sayısına ilişkin eşikleri aşan ve en az üç üye devlette faaliyet gösteren çevrimiçi pazaryerlerinin VLOP olarak belirlenebileceğini teyit etmiştir. Milyonlarca satıcıyı bir araya getiren çevrimiçi pazaryerlerinin, yalnızca kendi ürünlerini satan e-ticaret sitelerinden yapısal olarak ayrıştığı ve bu nedenle yasadışı içerik ile ürünlerin yayılması riskini özünde barındırdığı vurgulanmıştır. Genel Mahkeme, platformların DSA m. 6’daki sorumsuzluk hükmünü dolanmasının önüne geçecek şekilde ele almıştır. 

Sistemik risk kavramı açısından Genel Mahkeme, “sistemik” ifadesinin yalnızca AB'nin finansal düzenlemelerindeki dar anlamıyla sınırlı tutulamayacağını; riskin bu platformların büyüklüğünden ve toplumsal etkisinden kaynaklandığını açıkça ortaya koymuştur. Bu yorum, m. 34(1) kapsamındaki risk kategorilerinin sınırlı sayıda olup olmadığına ilişkin tartışmayı da sınırlı sayı lehine sonuçlandırmış görünmektedir. 

Temel hak ve özgürlükler açısından Genel Mahkeme, yasamanın geniş takdir marjını göz önünde bulundurarak somut uyuşmazlık özelinde DSA hükümlerinin açıkça uygunsuz veya keyfi olmadığını tespit etmiştir. Davacı’nın iddialarının tümüyle dayanaksız olmadığı kabul edilmekle birlikte söz konusu kısıtlamaların yasal dayanağa sahip olduğu, hakların özüne dokunmadığı, Birlik çıkarları açısından zorunlu olduğu ve orantılı bulunduğu sonucuna varılmıştır. Daha az kısıtlayıcı düzenlemelerin amaçla bağdaşmayacağı da bu değerlendirmeyi destekler niteliktedir. 

Kullanıcı hakları ve şeffaflık açısından kararın, tüketicinin en yüksek düzeyde korunmasını ön plana çıkardığı görülmektedir. DSA m. 38 yorumlanırken kullanıcılara anlamlı seçenek tanınması zorunluluğu vurgulanmış; DSA m. 39 ve m. 40 ise platformların kamuoyuna karşı şeffaflığını ve hesap verebilirliğini güvence altına alan mekanizmalar olarak değerlendirilmiştir. Verilere araştırmacıların erişiminin pratikte güç olduğu, ciddi hukuki talepler gerektirdiği ise araştırmacılar tarafından dile getirilmektedir. Bu noktada Davacı’nın verilerin sınırsız ve gizliliği tehlikeye atacak şekilde araştırmacılara verileceği yönündeki iddialarının araştırmacıların tecrübeleriyle uyuşmadığını not etmek gerekir.

Uyum yükümlülüklerinin külfeti açısından bu yükümlülüklerin maliyetli olduğunun yadsınamayacağı kanaatineyiz. Ancak söz konusu külfetlerin bilinçli olarak yalnızca kaynak ve kapasiteye sahip VLOP ve VLOSE’lere yüklendiği görülmektedir. Genel Mahkeme’nin de bu durumun tek başına temel hak ihlali oluşturmadığını tespit ettiğinin altı çizilmelidir.

Son olarak Genel Mahkeme’nin kararı temyiz edilmiş olup süreç devam etmektedir (C-47/26 P ve C-40/26 P). Bununla birlikte bu kararın, Komisyon’un Xvideos, Stripchat ve Pornhub’un VLOP olarak belirlenmesine ilişkin kararlara yönelik itirazların incelenmesinde emsal teşkil edeceğine işaret edilmelidir.

 

Bu yazıya atıf için: Cemre Çise Kadıoğlu Kumtepe, “Dijital Hizmetler Yasası’nı Çok Büyük Çevrimiçi Platformlara Uygulamak: Genel Mahkeme’nin 19 Kasım 2025 tarihli Amazon EU Sàrl v Commission (T-367/23) Kararı”, Yaşayan Avrupa Birliği Hukuku Blogu, 13/5/2026, Link: <https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2026/05/T-367-23.html>

 

Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin.


No comments:

Post a Comment