Fotoğraf Bilgileri: Eser Sahibi: European Commission, Preparing for a wider Union - Enlargement and Eastern Neighbourhood
Giriş
Avrupa Birliği’nin (AB) en önemli dış politika araçlarından biri olarak kabul edilen genişleme politikası AB gündeminde sıklıkla yer alan bir konu olmaya devam ediyor. 2013 yılında Hırvatistan’ın AB üyesi olmasından sonra yeni üye kabul etmeyen AB, üye olmayı bekleyen aday ülkeler için 6 Ekim 2026 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan önerileri tartışmaya başladı. Bu yazı, mevcut önerilerin içeriği yanında, Avrupa Komisyonu’nun genişleme politikası için neden bir reform önerisinde bulunduğunu ve AB genişleme gündeminde tartışılan gelecek öngörülerini değerlendirmek amacıyla kaleme alınmıştır.
1. Genişleme Neden Bu Kadar Gündemde?
AB’ye resmî olarak aday olan ve Batı Balkanlar olarak adlandırılan bölge ülkelerinin AB süreçleri gündemdeyken, 24 Şubat 2022 tarihinde Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile genişlemeyi AB için zorunluluk haline getiren bir uluslararası konjonktür oluşmuştur. İşgalin ardından Ukrayna’nın AB’ye başvurusu ve aday ülke ilan edilmesi, ardından Moldova ve Gürcistan’ın da AB sürecine girmesiyle, bu genişleme evresi, genişleme literatüründe önemli bir yeri olan Frank Schimmelfennig tarafından “jeopolitik genişleme” olarak adlandırılmıştır. AB sınırlarında meydana gelen bu gelişmeler, AB için genişleme yanında, güvenlik ve savunma konularında da dikkate değer değişikliklere yol açmıştır. 2025 yılının başından itibaren süregelen Donald Trump’ın 2. Başkanlık döneminde ABD ile AB arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkiler bozulmuş, NATO’ya ilişkin “yük paylaşımı” tartışması daha yoğun bir şekilde gündemde kalmaya devam etmiştir. Özellikle ticari açıdan AB’nin ABD ile ilişkileri bozulan Kanada ile yakınlaşması ve hatta Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 16 Eylül 2026 tarihli “Birliğin Durumu” konuşmasında Kanada’dan ortak üye (associate member) olarak söz etmesi de, gerek AB’nin gerekse Kanada’nın ABD ile bozulan ilişkilerinin bir sonucu olarak değerlendirilmektedir.
ABD ile bozulan ilişkiler yanında, ekonomik açıdan olduğu kadar inovasyon, yatırımlar ve yapay zekâ gelişmeleri gibi alanlardaki Çin hakimiyeti de AB için daha güçlü bir duruş gerektiren bir uluslararası konjonktüre işaret etmektedir. Açık kaynaklarda, Rusya tehdidi yanında ABD ve Çin arasındaki ticari ve siyasi rekabet; bu konularda geride kalmak istemeyen AB’nin 2013 yılından beri yeni üye kabul etmemesiyle duraklama döneminde olan genişleme politikasına ivme kazandırmasının nedenleri olarak değerlendirilmektedir. Nitekim 15-16 Ekim 2026 tarihlerinde Brüksel’de gerçekleşen AB Liderler Zirvesi’nin ana başlıklarından biri olan “rekabetçilik” kapsamında, küresel makroekonomik dengesizlikler konusunda alınması öngörülen tedbirlerin, adı zikredilmese de Çin’e yönelik olduğu yönünde değerlendirmeler de Avrupa basınında yer almaktadır. Mevcut jeopolitik durum, Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger’in 15 Ekim 2026 tarihinde Euronews haber kanalı hesabında yayımlanan konuşmasında da açıkça dile getirilmiştir. Meinl-Reisinger AB genişlemesinin hızlandırılması gereğini vurgulayarak, şayet Batı Balkan halkları AB nedeniyle hayal kırıklığına uğrarsa, Rusya, Çin ya da ABD’nin bu ülkelere nüfuz edebilmesinin kolaylaşacağını belirtmiştir.
Sonuç olarak, mevcut konjonktür AB genişlemesinin daha etkin ve hızlı bir şekilde sürdürülmesini gerektirmektedir. Bu tespitin yanında, AB genişlemesinin sürüncemede kalmasının AB, üye ve aday ülkeler kaynaklı yapısal nedenlerini ortaya koymak da genişlemeye dair AB reformlarını anlamayı sağlayacaktır.
2. AB Genişleme Stratejileri Yıllar İçinde Neden ve Nasıl Değişti?
AB genişleme politikası, yıllar içinde gerek derinleşmenin etkisi gerekse AB adaylığı sürecinde ya da AB üyesi olduktan sonra ülkelerin karşılaştıkları sorunların giderilmesi amacıyla giderek daha ayrıntılı düzenlemelere konu olmuştur. Nitekim, özellikle 2004 ve 2007 yıllarında toplam 12 ülkenin AB’ye katıldığı ve akademik literatürde “Doğu Genişlemesi” olarak bilinen genişleme evresi kapsamındaki ülkelerin, gerek katılım öncesi gerekse katılım sonrasında karşılaştıkları sorunlar, genişleme politikasında yeni düzenlemelere yol açmıştır. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle AB ve NATO üyeliği için başvuran bu ülkeleri AB sürecine hazırlamak amacıyla 1993 yılında Kopenhag Kriterleri oluşturulmuştur. Kopenhag siyasi kriterlerinin AB ile müzakerelerin başlaması için ön koşul olarak kabul edilmesi ve ekonomik kriterler ile AB mevzuatının tümüyle kabul edilmesini içeren uyum kriteri, AB genişlemesi kapsamında hâlen kullanılan referans kriterlerdir. AB mevzuatının aday ülke tarafından üstlenilmesi uzun yıllar süren bir süreçtir ve müzakere sürecinde kapsamlı AB mevzuatı çeşitli fasıllara bölünerek ele alınmaktadır. Söz konusu fasıllar açılırken özellikle “hukukun üstünlüğü” (rule of law) bakımından önem taşıyan 23. fasıl (Yargı ve Temel Haklar) ve 24. faslın (Adalet, Özgürlük, Güvenlik) müzakerelerde öncelikle ele alınması da AB genişleme stratejilerindeki düzenlemelerden biri olarak ortaya çıkmıştır. 2012 yılında Karadağ’ın AB süreciyle başlayan bu düzenleme, 2020 yılında revize edilen “Genişleme Metodolojisi” ile kurumsal bir çerçeveye oturtulmuştur. 2020 yılı düzenlemeleriyle 35 müzakere faslı 6 tematik gruba (cluster) ayrılmış ve ilk grup içeriğine yine hukukun üstünlüğü konuları dahil edilmiştir. 23. ve 24. fasılların da içinde yer aldığı bu grup, müzakerelerde ilk açılan ve son kapanan tematik fasıl grubu olarak, tüm müzakere gidişatını belirleyen temel düzenleme olarak kalmaya devam etmektedir.
Hukukun üstünlüğü konularının AB ve aday ülke arasındaki katılım müzakerelerinin belirleyicisi olması konusu, AB’nin geçmiş genişleme tecrübelerine dayanmaktadır. Zira, 2007 yılında AB üyesi olan ülkeler Romanya ve Bulgaristan, 2023 yılına kadar yolsuzluk, organize suç ve diğer hukukun üstünlüğünün korunmasına ilişkin konularda bu ülkelere özgü olarak oluşturulan “İşbirliği ve Tetkik Mekanizması” ile izlenmiştir. 2004 yılında AB üyesi olan Macaristan ve Polonya da, yakın zamana kadar başta hukukun üstünlüğü ilkesi olmak üzere AB değerlerinden sapan uygulamalarıyla, AB terminolojisinde kullanıldığı şekliyle, demokratik geriye gidiş (democratic backsliding) örnekleri olarak AB yaptırım mekanizmalarına tabi tutulmuştur. Bu örnekler üyelik sonrası uyum sorunlarını gündeme getirmiştir.
Genişleme sürecinde gündeme gelen bir diğer konu; müzakere fasılları açılıp kapatılırken ve diğer süreçlerde AB üye devletlerinin veto yetkisine sahip olmasıdır. Zira veto yetkisi, üye ve aday devletler arasında siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle aday ülkenin AB sürecini sekteye uğratacak şekilde kullanılabilmektedir. Nitekim Kuzey Makedonya, isim sorunu nedeniyle Yunanistan’ın, kimlik odaklı konulardaki anlaşmazlıklar nedeniyle Bulgaristan’ın vetosuyla, Ukrayna ise Macaristan’ın vetosuyla karşılaşmıştır. Benzer örnekler diğer aday ülkeler için de verilebilir. Bu nedenle, müzakere sürecinde kullanılan oybirliği ilkesi, bir başka deyişle üye devletlerin veto yetkisi, genişleme sürecini sekteye uğratan hususlardan biri olarak ortaya çıkmıştır.
Mevcut durumda AB’ye aday 9 ülke bulunmaktadır. Türkiye 1999 yılında AB’ye aday ülke ilan edilmiş, 3 Ekim 2005 tarihinde müzakereler başlamıştır. Ancak süreç içinde 2018 tarihinden itibaren müzakereler fiilen donmuş durumdadır. AB’nin Batı Balkanlar olarak adlandırdığı ülkelerden Karadağ, Sırbistan, Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya ve Arnavutluk aday, Kosova ise potansiyel aday ülkedir. Bu ülkeler İstikrar ve Ortaklık Süreci olarak adlandırılan bir prosedüre tabi olup, 2023 yılından itibaren ilgili ülkelerin tek pazara entegrasyonunu amaçlayan “Batı Balkanlar için Büyüme Planı”na dahil edilmiştir. Ukrayna, Moldova ve Gürcistan Şubat 2022’de AB’ye başvurmuş, Haziran 2022’de aday ülke ilan edilmiştir. Bu ülkelerle Haziran 2024’te müzakerelere başlanmıştır, ancak Gürcistan’ın iç siyasi gelişmeleri neticesinde AB süreci durmakla birlikte, aday ülke statüsü resmî olarak devam etmektedir.
Genişlemeden sorumlu Avrupa Komisyonu üyesi Marta Kos, 6 Ekim’de yaptığı açıklamada müzakere sürecinde en iyi durumda olan aday ülkeler: Karadağ, Arnavutluk, Moldova ve Ukrayna için “yol haritaları” hazırlanacağını belirtmiştir. Bu ülkelerin mevcut durumlarına bakıldığında; Karadağ’da, müzakere fasıllarından 33 tanesi açılmış ve 21 fasıl geçici olarak kapatılmış durumdadır. Arnavutluk’ta açılan 33 fasıldan 4’ü geçici olarak kapatılmıştır. Ukrayna ve Moldova ile müzakerelerde “temel haklar”, “iç pazar” ve “rekabetçilik ve kapsayıcı büyüme” fasıl grupları müzakereye açılmıştır (Aday ülkelerin mevcut durumları için bkz).
3. 6 Ekim 2026 Tarihli Avrupa Komisyonu Düzenlemelerinde Dikkat Çeken Temel Noktalar Neler?
AB’nin geçmiş genişlemelerden edindiği tecrübeler ve uluslararası konjonktürün zorlayıcılığı, genişlemenin gündemin üst sıralarında yer almasına ve atalete son verilerek hızlandırılmasına yönelik çabaları beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Avrupa Komisyonu 6 Ekim 2026 tarihinde AB genişlemesine ilişkin yeni reform önerilerini açıklamıştır. “Daha Geniş Bir Birlik için Hazırlık” adıyla açıklanan düzenlemeler, 2023 yılında Konsey’in verdiği yetkiye dayanarak hazırlanmıştır. Avrupa Komisyonu önerileri, Konsey ve Parlamento tarafından da ele alınacak düzenlemelerle netleşecektir. 24 sayfalık metinde Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaş ve Avrupa güvenliğine yönelik daha geniş tehditler nedeniyle, genişleme AB için “jeopolitik bir zorunluluk” olarak tanımlanmaktadır. Aşağıda detayları verilecek Komisyon düzenlemeleri, mevcut genişleme metodolojisindeki sorunlar akılda tutularak değerlendirilmelidir.
3.1. Genişleme Sürecinde Karar Almanın Kolaylaştırılmasına İlişkin Öneriler
Öncelikle, Komisyon düzenlemeleri kapsamında AB’yi genişlemeye hazırlamak ve karşılaşılan sorunları bertaraf edebilmek için önlemler yer almaktadır. Nitekim; AB sürecinde üye ülkeler tarafından süreci geciktirebilecek şekilde uygulanan oybirliği ilkesi yerine nitelikli çoğunluk oyuyla karar alınması konusu Komisyon dokümanında belirtilmektedir. Dokümanda ayrıca nitelikli çoğunluk oyuyla karar almanın temellerinin Lizbon Antlaşması’nda halihazırda oluşturulduğu, genişleme politikası kapsamında da bu olanaklardan faydalanmanın gerekliliği belirtilmektedir. Bu kapsamda, “Passerelle Clause” olarak adlandırılan mekanizma, spesifik konularda karar alabilmek için antlaşma değişikliği olmaksızın oybirliği yerine oyçokluğu ile karar almayı sağlayabilecektir. Bu mekanizmanın kullanılmasına karar verilmesi de oybirliği şartına ve kimi durumlarda Avrupa Parlamentosu’nun onayına bağlı olsa da, karar almayı kolaylaştırıcı bir yönü bulunmaktadır. Ulusal çıkarları ilgilendiren durumlar söz konusu olduğunda, üye devletlerin hassasiyetlerini dikkate alan mevcut mekanizmalar (Ioannina Mekanizması ve Acil Fren Mekanizması hükümleri gibi) yürürlükte kalmaya devam edecektir. Özellikle, ara müzakere aşamalarında oy çokluğu kullanılması dikkate değer Komisyon önerilerinden biridir. Ayrıca, genişleme sürecinde karşılaşılabilecek blokajların aşılabilmesi için halihazırda antlaşmalarda mevcut olan ve en az 9 üye devletin bir araya gelmesiyle faaliyete geçirilebilecek “güçlendirilmiş işbirliği” (enhanced cooperation) mekanizmasının kullanılabileceği belirtilmiştir.
Dokümanın tamamlayıcı düzenlemeler başlığı altında yer alan bir diğer husus, AB’ye yeni katılan üyelerin, genişleme kapsamındaki diğer aday ülkelere ya da ikili anlaşmazlıklara yönelik tutumuna ilişkindir. Buna göre; AB’ye yeni üye olan bir devlet, sınırlı bir süre için, gelecekteki genişlemeler ve devletler arasındaki ikili anlaşmazlıklarla ilgili Konsey kararlarına karşı çıkmamayı taahhüt edecektir.
Ayrıca Komisyon dokümanında, Parlamento, Komisyon ve Konsey başta olmak üzere AB kurumlarının genişleme sonucunda daha etkin çalışabilmesinin gerekliliği vurgulanarak, bu kurumların yapı ve çalışma şekillerine yönelik öneriler ele alınmıştır.
3.2. Temel Haklar ve Hukukun Üstünlüğü Vurgusu
AB’yi genişlemeye hazırlamak için öngörülen tedbirlerin yanı sıra, genişleme kapsamındaki ülkelere yönelik düzenlemeler de Komisyon önerileri arasında önemli bir yer tutmaktadır. Söz konusu düzenlemeler, AB’nin temellerini oluşturan ve Birliğe giriş koşulları olan hukukun üstünlüğü, temel haklar ve demokrasiye saygı konularını merkeze almaya devam etmektedir. Buna göre; üyeliğe hazırlanırken de üyelik sonrasında da “hukukun üstünlüğü”, “korunması gereken” bir ilke olarak belirtilmektedir. Katılım öncesi hukukun üstünlüğünün korunması, müzakerelerde ilk açılan ve en son kapatılan “Temel Haklar” (Fundamentals) grubu düzenlemeleriyle mümkün olmaktadır. Hazırlanacak genişleme raporları da aday ülkenin durumunu değerlendirecektir. Aday ülkenin mali ve finansal desteklere erişimi de bu alandaki ilerlemesine bağlı olmalıdır. AB’ye katılım sonrası da üye devlet olarak hukukun üstünlüğü ilkesine sürekli uyumun sağlanması amacıyla düzenli olarak oluşturulan raporlarla (Rule of Law Report) izlenecektir ve aday ülkeler de uygun şartlarda bu kapsama dahil edilmelidir. Halihazırda mevcut 7. madde ihlal prosedürü, bütçe koşulluluğu gibi araçlar AB tarafından kullanılmaya devam edilecektir. AB’ye aday ülkelerin demokratik dirençlerini güçlendirmek, dış kaynaklı bilgi manipülasyonu, siber saldırılar, bağımsız medya ve sivil topluma müdahaleler gibi tehditlerle mücadele için AB’nin, genişleme kapsamındaki ülkeleri AB yapılarına (Avrupa Demokrasi Kalkanı- European Democracy Shield gibi) eklemlemesi konusu da belirtilmektedir.
AB üyeliği sonrası müzakere sürecinde üstlenilen taahhütlerden sapmayı engellemek için yürürlüğe girebilecek “koruma önlemleri”, (safeguards) Avrupa Komisyonu düzenlemelerinde sözü edilen konulardan biridir. Bu kapsamda, kurumsal ve sektörel koruma önlemleri detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Sektörel koruma önlemleri; ekonomi, tek pazar ve adalet ve içişleri politika alanlarında alınabilecekken, kurumsal koruma önlemleri, kurumsal işleyişi ve üyelik yükümlülüklerini etkileyen ihlaller nedeniyle alınabilecek ve daha ağır sonuçları olan bir düzenlemedir. Buna göre, ilgili ülkenin AB değerlerini ciddi ve sürekli ihlali durumunda Konsey’de oy haklarının askıya alınması ve daha önce de mevcut olan 7. madde prosedürü ve diğer fon ve bütçe kesintisi uygulamaları devam edebilir. Kurumsal koruma önleminin AB’ye katılım tarihinden itibaren 15 yıl boyunca geçerli olacağı da Komisyon düzenlemeleri arasında yer almaktadır. Ayrıca Komisyon belirli konularda yeni üye ülkeler için geçiş önlemleri alabilir.
3.3. Aşamalı Entegrasyon Modeli
Avrupa Komisyonu düzenlemeleri aday ülkelerin AB sürecinde “aşamalı entegrasyon” (gradual integration) kavramını önermektedir. Buna göre, aday ülkeler, üyelik söz konusu olmadan, koşulları karşıladıkları takdirde belirli Birlik politikalarına erken katılım sağlayarak AB’ye aşamalı bir şekilde entegre olabilirler. Avrupa Komisyonu’nun ifadesiyle aşamalı entegrasyon, aday ülkenin kapasitesinin güçlenmesi ve üyelik öncesinde de somut kazanımlar sağlanması bakımından önemlidir. Aşamalı entegrasyon, katılım sürecinin yerini almaksızın, onu tamamlayan ve güçlendiren bir kavram olarak tanımlanmaktadır. Aşamalı entegrasyon durumunda da AB değerlerine ve ilkelerine saygı, yaptırımların uygulanması da dahil olmak üzere AB Ortak Dış ve Güvenlik Politikasıyla tam uyum konuları da Komisyon dokümanında yer alan hususlar arasındadır. Katılım öncesinde hangi politika alanlarında daha fazla entegrasyona gidilebileceği ve hangi önceliklerin aranacağına dair prosedür de açıklanmıştır.
Komisyon, genişlemenin “liyakat temelli” (merit-based) olmaya devam edeceğini vurgulamaktadır. Bir başka deyişle, aday ülkenin AB üyesi olması, AB kriterlerine uyum konusunda gösterdiği performansına bağlıdır.
Değerlendirme ve Sonuç
Genişlemeye ilişkin yukarıda incelenen Avrupa Komisyonu önerileri, Parlamento ve Konsey düzenlemeleri ile netleşecektir. Nitekim 15-16 Ekim 2026 tarihinde Brüksel’de gerçekleştirilen AB Zirvesi sonuçlarının genişleme başlığı altında, “Zirve, Komisyon tarafından hazırlanan “Daha Geniş Bir Birliğe Hazırlanmak” başlıklı düzenlemesini dikkate alarak, Bakanlar Konseyi’ni Komisyon’un önerilerini tüm unsurlarıyla ele alarak analiz etmeye ve çalışmalarını sürdürmeye çağırır” ifadesi yer almaktadır.
Komisyon’un düzenlemeleri bütün olarak değerlendirildiğinde, önerilerin büyük bir kısmının önceki genişleme evreleri sürecinde ve sonrasında karşılaşılan sorunlara cevap niteliğinde olduğu söylenebilir. Nitekim, düzenlemelerden biri; genişlemeyi yavaşlatan etkenlerden biri olan, üye devletlerin aday ülkelerle gerçekleştirilen katılım müzakereleri sürecinde sahip oldukları veto hakları ve vetonun ülkeler arasındaki ikili anlaşmazlıkların katılım sürecini engelleyici şekilde kullanılmasına ilişkin öngörülen tedbirdir. Bunun yanında, üye olduktan sonra AB etkisinin yitirilmesiyle, AB ilke ve değerlerinden sapan uygulamalara ilişkin sıkı tedbirler de yine 2004 ve 2007 genişlemesi kapsamındaki ülkelerin tecrübelerinden alınan dersler neticesinde ortaya konmuştur. Komisyon önerilerinde koruma hükümlerinin de bulunduğu “hukukun üstünlüğü” konularına yapılan vurgu, AB genişleme stratejilerinde uzun süredir yer alan bu uygulamanın devam edeceğini göstermektedir.
Aday ülkelerin aşamalı olarak AB’ye katılmalarının önünü açan düzenlemeler de Komisyon’un önerileri arasında yer almaktadır. Aşamalı entegrasyon; AB gündeminde uzun süredir yer alan ve akademik literatürde de sıklıkla ele alınan, farklı hızlarda ilerleyen ülkelerden oluşan modellerin, bir başka deyişle, farklılaşmış entegrasyon konularının gündemde kalmaya devam edeceğini göstermektedir.
Komisyon önerilerinde genişleme sürecinin hızlandırılmasına yönelik tedbirlerin, kriterlerde bir esnetme anlamına gelmediği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, Komisyon önerilerinin, AB’ye katılım prosedürünün hızlandırılmasına yönelik öngörülen tedbirlere rağmen, genişlemeyi kolaylaştırmadığı belirtilmelidir. Bu durum, aday ülkelerin performansına göre, koşullar karşılandığında AB üyesi olunabileceği yönündeki genel kuralın bozulmadığı şeklinde değerlendirilmelidir. Her aşamada ve özellikle de koruma önlemleri yoluyla üyelik sonrası alınacak tedbirler, süreç kapsamındaki ülkeleri sürekli kontrol altında tutmayı amaçlamaktadır.
Dimitar Bechev, önerilerin içeriğinde tek pazarın avantajlarını ön plana çıkarma amacını vurgulamakta ve AB tek pazarına, aşamalı entegrasyon yoluyla katılımın da hukukun üstünlüğü kuralları, dış politika uyumu gibi kurallara bağlı olmasına dikkat çekmektedir. Böylece, AB tek pazarına ve özellikle hassas sektörlere aşamalı entegrasyon sağlanması, AB dış ve güvenlik politikalarına ve yaptırım rejimlerine uyma gibi koşullara bağlı olacaktır. Bu da Rusya ve Çin’le iyi ilişkileri olan ülkeleri dışlayacak bir husus olarak değerlendirilebilir.
Bu noktadan hareketle, AB genişlemesine yönelik Avrupa Komisyonu tarafından öngörülen düzenlemelerin, metinde de belirtildiği gibi, jeopolitik bir zorunluluk olduğu noktası vurgulanmalıdır. Söz konusu zorunluluk, AB Liderler Zirvesi’nde uzun ve detaylı bir şekilde ele alınan Ukrayna ve Avrupa güvenliğine yönelik temel tehdit olarak görülen Rusya ile de sınırlı değildir. ABD ile ayrışan stratejik çıkarlar, Çin’le ekonomik ve teknolojik rekabet de AB’nin en önemli dış politika araçlarından biri olan genişleme politikasını reforme etmesini gerektirmektedir. Bu doğrultuda, AB ve Çin arasında AB aleyhine büyümeye devam eden dış ticaret açığı nedeniyle, Çin’e karşı alınması öngörülen ticari tedbirler konusunda AB ülkeleri arasında bir uzlaşma olduğu görülmektedir.
Nitekim mevcut konjonktürde, ABD, Çin ve Rusya ile ilişkileri doğrudan ilgilendiren ve AB’nin stratejik, ekonomik ve teknolojik bakımdan rekabet gücünü geliştirecek tedbirler AB gündeminde üst sıralarda yer almaktadır. 15-16 Ekim 2026 tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilen AB Zirvesi sonuç metninde ele alınan ilk başlık “rekabetçilik” konusudur. Metinde Ukrayna başlığından sonra en fazla üzerinde durulan başlık olan rekabetçilik konusunda, AB’nin rekabet gücünün Avrupa sosyal modeli de dahil olmak üzere tüm boyutlarıyla ele alındığı belirtilmektedir. “Tek Avrupa, Tek Pazar” gündemi doğrultusunda AB tek pazarına yönelik teknik düzenlemeler ve mevzuatın sadeleştirilmesi ve bürokrasinin azaltılması konuları belirtilmektedir. Rekabetçilik başlığı altında belirtilen konulardan biri de yüksek enerji fiyatlarıdır. AB’nin değişken fiyatlı fosil yakıt bağımlılığının azaltılması ve stratejik özerkliğini sağlayabilmesi konusu da bu başlık altında belirtilmektedir. Bu hususlar da AB genişlemesine yönelik tedbirlerin, AB tek pazarını güçlendirici ve diğer uluslararası aktörler karşısında rekabet gücünü canlandırma amaçlı olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Bununla birlikte, AB’nin genişlemeye ilişkin düzenlemelerinin AB kamuoyuna sağlıklı bir şekilde aktarılması, genişleme kararlarında önemli bir faktör olan kamuoyu desteğinin sağlanmasında kritik rol oynayacaktır.
Bu yazıya atıf için: Hatice Yazgan, “Avrupa Birliği’nin Genişleme Gündemi: Jeopolitik Fırsat ve Riskler Işığında Güncel Gelişmeler”, Yaşayan Avrupa Birliği Hukuku Blogu, 26/10/2026, Link: <https://yasayanabhukuku.blogspot.com/2026/10/preparingforawiderunion.html>
Bu yazıyı faydalı buldunuz mu? Hiç bir içeriği kaçırmayın bizi takip edin.


No comments:
Post a Comment